Ruhun Gemisi:
Bedensel ve zihinsel yorgunlukları, çıkardığım iş elbiseleriyle birlikte astım dolabıma ve karıştım şehrin kalabalıkları içine. Bıraktım kendimi o insan selinin akıntısına, bir damla gibi sürüklendim...
Yine kuytu bir pastane köşesinde yakaladım bilincimi. Dur dedim aklıma, burası durak, burası bekleme ve yolu gözleme makamı. Taktım kulaklığımı, çayımdan bir yudum alıp play tuşuna bastım. Kapattım gözlerimi.
Sıradaki parça: Ayrılık Hasretlik - Annie Ebrel, Maryam Chemirani
Bir gölün sığ kenarında çimler üzerine bağdaş kurmuş olarak buldum kendimi. Suyun içinden yükselen otlar ve kamışlar süslüyordu göl manzaramın yarısını. Az ileride köhne bir baraka vardı. Gıcırdayarak açılan kapısının ardından içeriden bir kadın çıka geldi yanıma. Hiç yabancı gibi bakmıyordu gözleri. Ne bir yabancıya duyulan tedirdinlik, ne de bir tanıdık heyecanı yoktu hareketlerinde. Yaşadığı ortama göre temizdi; omuzundan ayak bileklerine kadar inen beyaz üzerine sarı, pembe, mavi ve kırmızı çiçekli kıyafeti, elleri ve ayakları...
O da az ötede bağdaş kurup sordu bana:
- Bilir misin şu kamışların hikayesini?
+ Evet. Bir ayrılığın hikayesini anlattıkları söylenir. Bir de insanın insan olma yolunun tarifi.
- Peki sen hangisini benimsedin?
+ Bana göre ikisi de aynı hikâyenin parçaları.
- İnsan kendini doğru yetiştirirse tıpkı doğru yetişmiş bu kamışlar gibi seçilir. Acıyla delinir benliği, kederle boşaltılır zihni, hüzün ile yıkanır kalbi. Sonra sabır ile kavrulur ateşte. Yanmayan insan da kamış da olgunlaşamaz. Bu minvalde ikisi de aynı şeyleri söyler muhataplarının ruhlarına. Peki neyi nereyi kimi söylüyorlar ?
Bir taş alıp göle attım...
+Yol alan taş, dalgalanan göl, atan irade ise benim. Bana bakan sebep görür, taşa bakan istikamet görür, göle bakan ise sonuç. Hepimize bakan