Bir ara herkes çok konuşur. İster ki; bildiği, fark ettiği şeyleri başkaları da bilsin, kendi algısı gibi onlarınki de değişsin. Bu çoğu zaman zannedildiği gibi bildiklerini sergileme, takdir edilme "bakın ben neler neler biliyorum" diyerek ego tatmin etme çabası değildir. Bu, değişen algı ve bakış açısı ile gelen zihinsel yalnızlıktan kurtulma çabasıdır.
Zihinsel olarak yalnız kalmak beraberinde suskunluğu getirir. Sözünü ettiğim susma, konuşmamak değildir. İnsan fıtratında varolan anlatma isteğine karşı koyamaz, yine anlatır. Fakat anlaşılma çabası yoktur artık. Tartışmaz, uzun uzun izah etmez, söyler ve susar. Çünkü bilir ki, herkes kendi penceresinden bakar dünyaya ve o pencerenin açısının müsaade ettiği kadardır gördüğü. Anlaşılma isteği, yorgunluk ile eşanlamlı olmuştur. Çok iyi bildiği, emin olduğu konularda bile "bilmiyorum" veya "haklısın" demeyi seçer bu yorgunluğu yaşamamak için.
Zihinsel yalnızlık zamanla fiziksel olarak da yalnız kalmaya sebep olur. Fakat insan için zordur böylesi yalnızlık. İki seçeneği vardır; ya zihnini susturarak tamamen kalabalığa karışacaktır, ya da kalabalığın içinde zihni ile yalnız kalacaktır. Bir şekilde farklı bir bakış açısı yakalayan biri için ilk seçenek çok mümkün değildir. Genellikle ikinci seçeneği tercih eder. Kalabalık ile ortak bir dil geliştirir. Bu dil tartışma, açıklama vs gerektirmeyen, genel ve genellikle de mizahi bir dildir. Karşıdan bakan için vurdumduymaz, umursamaz, suya sabuna dokunmayan gamsız bir insan olursunuz.
Çok nadir de olsa her insanın ihtiyaç duyduğu o zihinsel uyumu yakaladığı insanlar olur. Hatta konuşmaya dahi gerek kalmadan anlayan, başladığı cümleyi tam da kendi aklından geçtiği şekilde tamamlayan, gülmek için göz göze gelmelerinin yeterli olduğu insanlar. Sayıları az olduğu için, kıymetleri