Bir umre ziyaretindeyiz. Safa ile Merve arasında say ediyoruz. Önümüzde orta
yaşlarda sakallı ve sarıklı biri içli içli ağlayarak, Arapça "Yâ ümmeh yâ ümmeh, ibteğî lenâ'l-mâ" diye sesleniyor.
Biz say esnasındaki dualarla meşgul iken o bu sözü tekrarlayıp duruyordu.
Bu sözüyle, "Ey anne, ey anne, bizim için de su ara!" diyordu.
Hayret ettik. O önde biz arkada sayi tamamladık. Sonra kendisine yaklaşarak;
- Efendim, saydaki o sözünüzün sebebi nedir? Kime sesleniyordunuz, lütfen bir açıklama yapar mısınız, diye sordum.
Hindistan taraflarından geldiğini tahmin ettiğimiz zat durdu, az düşündü, hüzünle karışık bir tebessümle bizi de memnun etmek isteyerek, yöresel Arapçasıyla şu mealde cümleler kurdu:
- Burası Hacer annemizin, oğlu İsmail için su aradığı yer. O, bu iki tepecik arasında yedi defa gidip gelerek şu an Kâbe'nin bulunduğu yerde kundakta sarılı, susuzluktan ağlayan İsmail için yüreği yandı, su aradı. Yüce Allah da onlara Zemzem suyunu ihsan etti. O su hâlâ akıyor. Ben de, kalpleri susuzluktan kurumuş, katılaşmış müslüman gençler ve ihtiyarlar için Hacer annemize seslendim. Ona dedim ki:
"Ey anne, bizim için de su ara, bizim için yüce Allah'tan nur iste, rahmet talep et. Et ki, gaflet uykusunda uyuyan ruhlarımız rahmetle uyansın, ilâhî sevgiden yana kupkuru kalmış kalplerimiz canlansın.
Gençlerimiz hevâ ve şehvet kirlerinden
arınsın, edeple süslensin, zayi olmasınlar, zayi olmayalım.
Sonra, "fî emânillah" yani Allah'a emanet olun diyerek bizden ayrıldı.
Sohbetten Notlar.