Yn

Boşluk... Bu öyle bir boşluktur ki, varlığını hisseder ama adını koyamazsın. Onun ne olduğunu bilemezsin; neredendir, nereye akar, anlamazsın. İçinde, vücudunun her zerresine yayılan ince bir kayıp, ama neyin kaybolduğunu bilmezsin. O derinlerde akan bir nehir gibi, ama su değil, tarif edilmez bir özlem, sessiz bir çığlık... Bir şeyin yitip gittiğini bilir de ona dair en ufak bir iz bulamazsın. Bu yokluk, bildiğimiz anlamda bir eksiklik değil; şekilsiz, gölgeli bir boşluk. Ona "belirsizlik" diyebiliriz belki, ama bu isim bile eksik kalır, yetersizdir. Çünkü o, kelimelerin dışına taşan, tanımlanamaz bir his. Gün gelir bu belirsizlik, sarar etrafını. Bir sis gibi çöker ruhuna ve yavaşça senden alır seni. İçindeki o garip acı, tanımlanamayan bir kayıpla birleşir ve böylece derinleşir. Neyi kaybettiğini bilmediğin sürece, nasıl iyileşeceğini de bilemezsin. İçindeki boşluk, dışarıdan bakanlar için görünmezdir, ama sen ona her an vakıfsındır. Seslenmek istersin, duygularını birisine anlatmak... fakat kelimeler sana ihanet eder, sanki onlar da seni terk etmiştir. İçinde biriken sözcükler, ağzına kadar dolmuş bir nehir gibi akmak ister ama çıkış bulamaz. Her kelime bir yük olur, her düşünce bir esarettir. Belki birisi seni duysa, ruhuna merhem olur; ama ne fayda, o kelimeler sessizliğe boğulmuştur. İçindeki acı öyle yoğundur ki, çığlık atmak istersin ama o ses çıkmaz. Kelimelerin de seni terk etmiş gibi gelir. Oysa kelimeler, bir gün geri döner. Ne kadar kaybolmuş gibi görünse de, en karanlık zamanda bile, yeniden filiz verir. Fakat o "bir gün" ne zaman gelir? İşte bu belirsizlik... o "bir gün"ün ne zaman geleceğini bilmemek... O günü beklerken, içindeki boşluk büyür, ağırlaşır. Belki o "bir gün," içindeki bu acıyı taşıyacak kadar güçlü olman için henüz gelmemiştir.
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir karıncanın konuşmasına tebessüm edilir de insanın konuşmasına tebessüm edilmez mi? Birbirimizden tebessümü mahrum ediyor muyuz? Birimiz güzel bir anısını anlatınca, ilginç bir nükte anlatınca ya da sıradan bir olay anlatınca onu tebessümle mi dinliyoruz? Yoksa resmi, ciddi, haşin, ilgilenmiyor gibi mi dinliyoruz? Evet, dostlarım, birbirimizi tebessüm ile dinleyelim. Bu da yetmez, bir kediyi tebessüm ile sevelim. Bir kuşu tebessüm ile sevelim. Bir karınca görünce tebessüm edelim. İnsandan da tebessümü eksik etmeyelim, hayvandan da esirgemeyelim. Öğretmen öğrencisine tebessüm etsin. Doktor, hastasına tebessüm etsin. Hoca, tebessüm etsin cemaatine... Çaycıdan çayı tebessüm ile isteyelim. Simitçiden hakeza, pazarcıdan hakeza... Ne güzel mesajlar içeren bir ayet değil mi? فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِّن قَوْلِهَا (Hazreti Süleyman) O, karıncanın sözüne tebessim etti😊
Ben artık bu dünyaya yabancılık cekiyorum..
Sordum kendime... Nerede yaşar ruh, nerede yanar? Belki insanın en derin boşluğunda, en sessiz çığlığında... Yanışı, farkına varamadığı her özlemin ateşinde. Ruh, bazen bir damlada bulur kendini, bazen de dipsiz bir kuyuda. Yaralanmamış bir şifacı, yarayı nasıl sarar? Kendi acısını tanımayan bir el, başkasının yarasına merhem olabilir mi? Bilmez ki ne yakar, ne dindirir. Ancak acıyı yaşamış olan, gerçek şifayı sunabilir. Cevapların sahibi soruyu kime sorar? Her cevap, aslında bir sorunun içindedir. Kimi zaman soruyu sormak bile, cevabı aramaktan daha derindir. Cevapları bilen, soruların da bilincindedir; sorması gerekeni bildiğinde ise çoktan bulmuştur yanıtı. Kendinde kaybolan, O’nu nerede bulur? İnsan, kendini bulmadan O’nu bulamaz. Kendiyle yüzleşmediği sürece, aradığı hep uzak kalır. Oysa O, insanın en yakınında saklıdır; kendi içindeki derin sessizlikte. Nerede susar söz, nerede konuşur? Gerçek söz, suskunlukta yankılanır. Kalbin diliyle konuşur; ne yüksek bir sesle ne de harflerle. Söz bittiğinde, gerçek konuşma başlar. Bir aynada yansıyan gölge, hangi bedende kavuşur? Gölge, gerçeğin peşinde koşar ama ona varamaz. Yine de her bedende bir parça taşır, eksik ya da tamam; ne tamdır ne de tamamen yok. Kendine uzak kalan, yakınını kimden korur? Kendi içinde huzuru bulamayan, kimseyi gerçek anlamda koruyamaz. İnsan, önce kendi savaşını kazanmalı ki etrafındakilere siper olabilsin. Gözden kaçan hakikat, bırakır mı içte huzur? Hakikat, kaçtıkça daha da yakına gelir. Onu görememek, insanın içindeki fırtınayı büyütür. Gözden kaçsa da gönülde yankılanır, içi rahat bırakmaz. Nerede biter yol, nerede başlar? Her bitiş, yeni bir başlangıcın eşiğidir. Yol, döngülerden ibaret. Başlangıç ve son aynı noktada buluşur; insan ise her adımda farklı bir ders alır. Hangi
Bir gün bir serçe, açık olan mutfak balkonundan içeriye süzüldü. İlk başta mutfağın duvarları arasında şaşkın bir iki tur attı, özgürce süzüldüğünü sanarak. Fakat kısa süre sonra fark etti ki, gökyüzü yoktu artık. Kendisini kapalı bir alanda buldu ve panik başladı. Önce hızla pencereye doğru uçtu, camın ardındaki gökyüzünü görebileceğini sandı. Fakat şeffaf engel ona izin vermedi. Cam, gözle görünmeyen bir duvar gibi karşısına dikildi. Serçe çarptı, serseme döndü, ama pes etmedi. Yine uçtu, yine cama çarptı. Her çarpışında biraz daha umudunu kaybetti, her çarpışında biraz daha korkusu büyüdü. Bir süre sonra korkusu o kadar arttı ki, artık nereye uçtuğunu bile göremez hale geldi. Duvarlara çarpıyor, panik içinde etrafa savruluyordu. Aslında, pencerenin hemen yanında büyük bir kapı vardı. Açıktı. Serbestçe çıkabileceği kadar büyük bir açıklık sunuyordu. Ama korkusu o kadar büyüktü ki, serçe kocaman kapıyı göremiyordu. Panik ve çaresizlik, gözlerini gerçek çıkış yoluna kapatmıştı. Defalarca cama çarptıktan sonra nihayet tükenmiş bir halde yere düştü, nefes nefese, kanatlarını zar zor oynatabiliyordu. Ancak o zaman, hareketsiz ve güçsüz kaldığında, yaklaşıp onu nazikçe elime alabildim. Bahçeye indirdim onu, güvenli bir yere bıraktım. Ama serçe o kadar bitap düşmüştü ki, hareket edecek gücü kalmamıştı. Özgürlüğüne kavuşmuştu ama artık uçamıyordu. Diyeceksiniz ki, biraz sakin olsaydı, korkusunu yenebilseydi, bulabilirdi çıkış yolunu. Evet, belki doğru. Ama serçeyi serçe yapan, tam da bu ürkekliği değil mi zaten? Onu gökyüzünde özgürce süzülmeye iten şey, cesaretinden ziyade, ait olduğu gökyüzüne olan derin bağlılığıdır. En soğuk, en çetin kışlara dayanmasının, sıcak yerlere göç etmemesinin sebebi, güçlü olması değil; ait olduğu gökyüzünden vazgeçememesidir. Bir an için