Yn

Geri gelmeyecek tek şeyin zaman olduğunu düşünürdüm Yanılmışım Belki içinizden sağlık dediniz gençlik dediniz, hayır bunlar da değil. Gittimi asla geri gelmeyecek olan nedir biliyor musunuz? SAFLIK İnsan ruhunu pırıl pırıl bir masa örtüsüne çeviren şey.. Hayatın tecrübe lekelerini ruhun dokusundan söküp atabilecek hiçbir deterjan yok, asla yapılmayacak da.. İşte o yüzden ruhunuzun sofrasına kimler oturacak dikkat edin. Kirli elleriyle gelen, döke saça yiyen özensiz ve umursamaz kimsenin oturmasına müsaade etmeyin. Hadi birkaç lekeyi tabağın çanağın altına saklıyor insan Kimisini çiteleye çitileye zar zor çıkartabiliyor hatta. Ama mahvolmuş bir örtüyü; Şüphesiz bir sevginin, eksiksiz güvenin, kusursuz huzurun, sarsılmaz inancın oturduğu bir yaşam ziyafeti masasına serme imkânı yok insanın. Hâl bu olunca ne yapıyor insan? Bakıyor tecrübe lekeleri çıkmıyor; o lekelerin etrafına 'öldürmeyen şey güçlendirir' isimli resimler boyuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hakikate teslim olmak... Hayatını ve bu hayata kattığı anlamları kaybetmeden teslim olmak zor, çünkü o zaman her şeyin anlamı da değişiyor. İmtihan, bu teslimiyeti bulma, ulaşma süreci gibi. Peki teslim olabilmek için neyi kaybetmek gerekir? Ya da belki de hiç kaybetmeden, tüm varlıkla kabul edebilmek mümkün müdür? Mümkün ise, insan neden kaybetmeden teslimiyet olmayacağına inanır? Nefsin bir oyunu mudur bu inanç?
Bir insanın iz bırakan varlığı, bazen sözcüklerden değil, kalbinin derinliklerinden gelir. Bir gülüşün sıcaklğı, bir bakışın huzuru,ya da en karanlık anlarda uzatlan bir el.. İşte bu anlar, yüreğimizde hep var olur. Çünkü gerçek dokunuşlar, ruhumuza değen izlerdir.Kalpten kalbe yapılan her yolculuk, sonsuza dek hatırlanır.
İki gün önce bir arkadaşıma şöyle dedim: “Ruhum o kadar yorgun ki, durup durup keşke kar yağsa diyorum.” Bunu söylerken, karın sadece bir doğa olayı olmadığını, aynı zamanda içimde bir şeyleri dindirebileceğini hissettim. Çünkü ruhun da mevsimleri var; tıpkı doğa gibi. Ve anladım ki, gereğinden fazla uzayan her mevsim yoruyor insanı. Bir türlü dinmeyen fırtınalar, hiç bitmeyecek gibi gelen yaz sıcakları, bir yere kök salamayan baharlar… İçimde uzun zamandır süren bir mevsim var sanki, hangi mevsim olduğunu kestirmek zor ama yorucu olduğu kesin. Belki de bir kış… ama karı eksik bir kış. Ya da bir yaz, ama gölgeyi unutan bir yaz. Bu sabah uyandım ve kar vardı. Sessiz, soğuk, ama aynı zamanda huzur dolu bir beyazlık kaplamıştı her yeri. Kar, hep öyle değil midir? Doğa bir anda sakinleşir; sesler yutulur, her şeyin üstü kapanır. Sanki dünya bir süreliğine dinlenmeye çekilir. Ruhum da böyle bir dinginliğe hasretmiş meğer. Dışarıyı izlerken düşündüm: Kar, sadece bir doğa olayı değil, aynı zamanda bir davet. İnsan ruhuna bir çağrı gibi. “Dur, dinlen, üzerindeki ağırlığı bırak” diyor adeta. Belki de ruhun mevsimleri bu yüzden var; her biri, içimizde bir şeyleri anlatmak için sırayla geliyor. Ama bazen bir mevsim gereğinden fazla kalıyor, işte o zaman yoruluyor insan. Bugün karla birlikte bir umut doldu içime. Belki de ruhumdaki uzun mevsimin sonuna gelmişimdir. Belki de bu kar, içimdeki sessizliği ve huzuru yeniden hatırlatmaya gelmiştir. Hoş geldin ruhumun kışı... Ve kışımın olmazsa olmazı şiir...
Divâneyim ezelden râhında hâl perişan Hem dâr-ı âşiyan hem bağrımda gül perîşan Bilmez ki câna merhem cândan şirin habibdir Söyler idim velâkin sadrımda dil perîşan Bir mey misâli kavlim bezminde bir yudum haz Sâkî içim yanarken sinemde kül perîşan ikrar buyur efendim aczim aman dilerken Lisanda yâr olurken lütfunda kul perîşan Arsız dilenci oldum ardımca güldü ağyar Ârımda al perişan alnımda zûl perişan Nur🖋📝