- Beni duyamadığını sanıyorsun.
Oysa ben, sen duymaya hazır olmadığında bile buradaydım.
- Neden bu kadar geç fark ediyorum?
Çünkü göz, önce karanlığa alışır; ışık sonra seçilir.
- Aradıklarım nerede?
Uzakta değiller. Yalnızca seslerini bastıran sis vardı.
- Sis neydi?
Aceleydi. Beklemek sanılan, aslında hazırlıktı.
- Peki ya yol?
Yol seni bir yere götürmedi. Yol, seni görmeye hazır hâle getirdi.
- Ben mi yürüdüm, yoksa bana mı gelindi?
İkisi de. Çünkü sen yaklaştıkça, hep var olan kendini duyurdu.
- O hâlde hiçbir şey sonradan olmadı...
Hiçbir şey sonradan olmadı. Zaman, yalnızca perdenin ağır ağır açılmasıydı.
- Ve şimdi duyduğum bu ses?
Yeni değil. Sadece artık ayırt edebiliyorsun.
- Demek ki ben kaybolmamıştım.
Hayır. Sadece hatırlaman gerekiyordu.