Şiddetin taktik kullanımını savunan argümanlar arasında solda en rağbet görenlerinden biri, pek çok insanın zaten şiddetin kuvvet alanı içinde yaşadıkları iddiasıyla başlar. Şiddet zaten vuku bulmakta olduğundan, diye devam eder bu argüman, kişinin kendi eylemiyle şiddete dahil olup olmamak arasında bir seçeneği yoktur aslında, zaten şiddetin alanındayızdır. Bu görüşte, ahlaki değerlendirmenin şiddet içeren bir şekilde eylemeli mi eylememeli mi sorusuna aldığı mesafe bir ayrıcalık ve lükstür, kendi konumunun iktidarını açık eder. Şiddet içeren eylem üzerinde düşünmek bir seçenek değildir çünkü kişi zaten halihazırda ve iradesi dışında şiddetin kuvvet alanındadır. Şiddet her an vuku bulmakta olduğundan (ve düzenli olarak azınlıklara yöneldiğinden) şiddet içeren direniş bir karşı-şiddet biçimidir.
İfade özgürlüğünü savunmak için düzenlenen ve bu esnada tam da bu özgürlüğü kullanan bir gösteri "şiddet içeriyor" diye adlandırılıyorsa bunun yegâne sebebi, dili bu şekilde kötüye kullanan iktidarın muhalefeti kötüleyerek şiddet tekelini ele geçirmeye, özgürlüğünü böyle kullanmak ve savunmak isteyenlerin üzerine polis, ordu ya da güvenlik güçlerini salmayı gerekçelendirmeye çalışmasıdır.
"Benim her yerde dostlarım vardır; yaralanmış, ama mağlup olmamış, kendilerine acımayan, mağfiretsiz bir tanrıya, acıklı bir inatla, birlikte yakarmak üzere birbirine yaklaşmış ağaç kümelerinin bulunduğu her yerde."
Çünkü gerçekten bilebildiğimiz tutkular, başkalarının tutkularıdır ancak; kendi tutkularımız hakkında bilebildiklerimizi ise başkalarından öğrenmişizdir. Tutkularımız bizi dolaylı yoldan, ilk dürtülerimizin yerine daha münasip başka dürtüler koyan hayal gücü aracılığıyla etkiler.