Wertheimer mutsuzluğunu yitirmekten korkuyordu ve kendini başka bir nedenden ötürü değil bu nedenle öldürdü, diye düşündüm, zekice bir müdahaleyle kendini dünyadan uzaklaştırdı, bir anlamda, artık kimsenin inanmadığı bir sözü yerine getirdi, diye düşündüm, tıpkı milyonlarca diger acı çeken yoldaşını mutlu etmeye çalıştığı gibi onu da mutlu etmeye çalışan bu dünyadan kendisini ayırdı, kendisine ve herkese karşı çok büyük acımasızlıkla buna engel olmayı bildi, çünkü tıpkı diğerleri gibi, kendisini ölümcül biçimde, başka hiçbir şeye alıştırmadığı gibi mutsuzluğuna alıştırmıştı.
Biz şu ya da bu insan mutsuz bir insandır dediğimizde hep doğrudur, derdim Wertheimer'e, diye düşündüm, ama şu ya da bu insan mutludur dediğimizde, bu hiçbir zaman doğru değildir.
Onu güya engelleyen dişbudağı Glenn tam kesmişti ki, aklına odasının perdelerini kapatmak, kepenkleri indirmek geldi. Bu dişbudağı kesme zahmetine girmeyebilirdim dedi, diye düşündüm. Biz çoğu kez böyle bir dişbudağı keseriz, düşüncemiz deki bir yığın dişbudağı, dedi, oysa komik bir hileyle bu zahmetten kendimizi kurtarabilirdik, dedi, diye düşündüm.
Toplumun, evde kalıp çocuklarıyla ilgilenen bir anne temsiline ihtiyacı var. İşte bu yüzden, sosyal imajı güçlü bir kadın serbest bir aşk ilişkisine girdiği an, bizler kendimizi tehlikede hissediyoruz. Sadık bir kadına güvenme ihtiyacının temelleri Homo Sapiens'te, insan varlığının çok eskilerinde yatıyor. Bu imajdan kurtulmaya başlıyoruz ama henüz çok uzaktayız!