Çünkü Musa başından beri ayrılmayı bilmiyordu. Yaşamak için ayrılmak gerektiğini bilmiyordu. Dünyaya geliş hikâyesinde bütün hayat hikâyesinin kalbi saklıdır, kaderinin şifresi bu ilk sahnede, gecikmeli gerçekleşen doğumunda gizlidir. Nasıl annesinin karnından vakti geldiğinde ayrılamadıysa daha sonra da hiçbir yerden hiçbir şeyden zamanında ayrılmasını bilmeyecekti. Sıcak su musluğunun, kış yağmurunun, komşu kadının halı silkelediği balkonun altından; yaya geçidinin, yürüyen merdivenin, tren raylarının üstünden, çatapat patlatan oğlanların, hasta sokak köpeklerinin, can çekişen kedilerin yanından. Son olarak da yangından. Musa ayrılmayı bilmiyordu. Oysa hayatta kalmanın koşulu/ doğru zamanda ayrılmasını bilmektir. Önce anne karnından ve sonra da sırasıyla her şeyden.
Üstelik Musa tarihleri boyunca ayrılmayı bilmeyenlerin topraklarında doğmuştur. Ne asla bir parçası olunamayan bir büyük batı dünyasından ne imparatorluğun yakuti rüyasından ayrılamayan, bu nedenle asla normal ve yetişkin olamayan bir ülkenin ana karnından, baba evinden, biten bir aşktan, gerçekleşmeyecek rüyalardan ayrılamayan mukimlerinden biridir O da. Ana karnından ayrılmak, baba evinden ayrılmak, biten bir aşktan ayrılmak, imparatorluktan aynılmak, doğudan ayrılmak, rüyadan ayrılmak Musa'nın ülkesinde bir türlü gerçekleşemeyen projelerdir. Doğru zamanda ayrılmasını bilmeyen herkes kendi artık hayallerinin anklarıyla, kendi dışkısıyla, yani kendi zehriyle zehirlenmiyor mu? Zamanında söylenmeyen elvedalarla, hakkıyla tutulmayan ve yeni yaşantılarla bastırılan yaslarla, üzerinden atlanıp da geçilmeyen çocukluk travmalarıyla velhasıl herkes kendi zehriyle zehirlenmiyor mu? Musa'nın durumu bilimsel ferimlerle, tıbbın alanında tanımlanmaya muhtaç olmasa belki de diğerlerinin arasında hiç fark edilmeden