betül meryem

İngilizceyi Türkçeye Türkçeyi İngilizceye çevirebiliyorum, ama Türkçeyi Türkçeye çeviremiyorum, mizansenleri diyaloglara çeviremiyorum, abla benle konuşurken dudağı neden hafifçe kıvrılıyor işte bunu çeviremiyorum, ağabey neden kahvesini karıştırdıktan sonra kaşığı fincanın kenarında gezdirip, üç defa kenarına vurup -çin çin çinnn-kaşıkta kalan kahveyi fincanın içine akıtırken, bunu keskin ve net hareketlerle yaparken kelimelerinin her birinin sonunda görünmeyen ünlem işaretleri nasıl beliriyor, işte bunları çeviremiyorum. Türkçeyi Türkçeye çeviremiyorum, kelimeleri eylemlere çeviremiyorum, eylemleri kelimelere çeviremiyorum, geçmişi geleceğe çeviremiyorum, gündelik hayatın içinde sıradan konuşmaların yüzeyine saklanmış imaları çeviremiyorum, bu masada, hastanenin bahçesinde sonbahar şehri başka bir tabloya çevirirken, ağaçların dalları rüzgârda salınarak kendilerini bir müzik parçasına çevirebiliyor, abla tostundan minik bir parça koparıp etrafımızda dolanan kedileri beslerken kişiliğindeki kesinliği ve katılığı bir anda hayvanseverliğe çevirebiliyor, ağabey sigara üstüne sigara yakarken kederi vakara çevirebiliyor, bir ben bu masada ne olup bittiğini, ortamızda dönüp duran havadaki keskin sükûtu bir şeye çeviremiyorum.
Sayfa 23·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Biricik değilsin ve sorun sandığın şeyler de her hatırlayışta biraz daha yamulttuğun, her defasında işine geldiği gibi baştan yazdığın anıların.
Sayfa 22·Kitabı okudu
Cihazlar da tıpkı insanlar gibi kendi bildikleri bir dili konuşuyor. Fakat cihazların dili insanların dilinden farklı, konuşurken ne dedikleri önemli değil, onların gramerinde bütün mesele şu, bu cihazların hiç susmamaları gerekiyor. Sözün manası nadiren bu kadar katı ve kesin olur; hastane cihazlarında ses varsa iyi, ses susarsa kötü; çünkü o vakit hayat bitiyor. Ne tuhaf, insanlardan esirgenen anlam, insan yapısı cihazlara bağışlanıyor. Anne konuşamıyor ama annenin bağlı olduğu cihazlar susmadığı sürece umut var.
Sayfa 19·Kitabı okudu
Ama geriye dönüp baktığımda bir insanın kendi dışkısıyla zehirlenmesinde şiirsel diyebileceğim bir taraf olduğunu daha o gün, doktorların Musa'ya teşhis koyduğu gün sezmiştim. İnsanın kendi bedeninin yani ruhunun yani zihninin -çünkü bu üçü de aynı şeydir- ürünleriyle zehirlenmemek için onlardan kurtulması ve onları kendinden çıkarıp kendisinden ayrı bir dünyanın bir parçası yapması gerektiğini, yoksa kendi zehrinden zehirlenebileceğini böylece öğrendim. Musa'nın hayat hikâyesinin bizlere bir şey öğretmek için tanrının kullandığı alegorilerden biri olduğunu düşünmekse o gün de haksızlık gibi geliyordu bana ve hâlâ da öyle. Anlaşılmak için tanrının bile alegorilere ve hikâyelere ihtiyacı vardı. Bu da beni dönüp dolaşıp hep aynı noktaya getirdi. Hakikatin bir dili varsa o hikâyenin dilidir.
Sayfa 16·Kitabı okudu
Çünkü Musa başından beri ayrılmayı bilmiyordu. Yaşamak için ayrılmak gerektiğini bilmiyordu. Dünyaya geliş hikâyesinde bütün hayat hikâyesinin kalbi saklıdır, kaderinin şifresi bu ilk sahnede, gecikmeli gerçekleşen doğumunda gizlidir. Nasıl annesinin karnından vakti geldiğinde ayrılamadıysa daha sonra da hiçbir yerden hiçbir şeyden zamanında ayrılmasını bilmeyecekti. Sıcak su musluğunun, kış yağmurunun, komşu kadının halı silkelediği balkonun altından; yaya geçidinin, yürüyen merdivenin, tren raylarının üstünden, çatapat patlatan oğlanların, hasta sokak köpeklerinin, can çekişen kedilerin yanından. Son olarak da yangından. Musa ayrılmayı bilmiyordu. Oysa hayatta kalmanın koşulu/ doğru zamanda ayrılmasını bilmektir. Önce anne karnından ve sonra da sırasıyla her şeyden. Üstelik Musa tarihleri boyunca ayrılmayı bilmeyenlerin topraklarında doğmuştur. Ne asla bir parçası olunamayan bir büyük batı dünyasından ne imparatorluğun yakuti rüyasından ayrılamayan, bu nedenle asla normal ve yetişkin olamayan bir ülkenin ana karnından, baba evinden, biten bir aşktan, gerçekleşmeyecek rüyalardan ayrılamayan mukimlerinden biridir O da. Ana karnından ayrılmak, baba evinden ayrılmak, biten bir aşktan ayrılmak, imparatorluktan aynılmak, doğudan ayrılmak, rüyadan ayrılmak Musa'nın ülkesinde bir türlü gerçekleşemeyen projelerdir. Doğru zamanda ayrılmasını bilmeyen herkes kendi artık hayallerinin anklarıyla, kendi dışkısıyla, yani kendi zehriyle zehirlenmiyor mu? Zamanında söylenmeyen elvedalarla, hakkıyla tutulmayan ve yeni yaşantılarla bastırılan yaslarla, üzerinden atlanıp da geçilmeyen çocukluk travmalarıyla velhasıl herkes kendi zehriyle zehirlenmiyor mu? Musa'nın durumu bilimsel ferimlerle, tıbbın alanında tanımlanmaya muhtaç olmasa belki de diğerlerinin arasında hiç fark edilmeden
Sayfa 16·Kitabı okudu