Alışkanlıklarımız, sanat meselelerimizi şekillendirmeden ve bize nasıl daha etkili bir dil ile kendimizi ifade edebileceğimizi öğretmeden önce kaba fakat doğaldı. Davranışlarımızdaki farklılıklar ise ilk bakışta göze çarpan karakter farklılıklarımızı ortaya koyardı. İnsan tabiatı o zamanlar daha iyi sayılmazdı fakat birbirlerinin ruhuna erişebildikleri için güvenlik rahatça sağlanabiliyordu.
Edebiyat ve diğer sanatlar ise iktidarlara nispeten baskıcı olmadığı halde daha kudretlidir; insanları bağlayan zincirleri çiçeklerle sarar, özgür yaşamak için doğan insanların damarlarındaki hür yaşama tutkusunu söndürür, onlara yeniden köleliklerini sevdirerek medeni dediğimiz insanlara dönüştürür.
Hobbes’a gore:
“ devletleri kurma ve ayakta tutma becerisi aritmetikte ve geometride olduğu gibi belli kurallara dayanır.
Her şey göz önünde tutulduğunda iki insan arasındaki farklılık birbirleriyle rekabete girmelerini önlemeye yetecek düzeyde değildir. Bu yüzden insanın doğasında başlıca üç kavga vesilesi bulunur. Birincisi rekabettir; ikincisi çekingenliktir; üçüncüsü Şandır. Bunların sonuçları iyi değildir hayat” münferit, zavallı, çirkin, kaba ve kısadır. “