"İntikam denen şeyin acemisiydi. İlk defa tadına bakıyordu ne de olsa. Ve intikamın, öfkeyi silip atmak yerine, onu taşa işlenen yazılar gibi insanın yüreğine hiç çıkmamacasına kazıdığını daha yeni öğreniyordu."
Düşünmemek için kendisi ile kavga etmenin ruhundan kasveti, aklından hatıraları kovmaya çalışmanın beyhude bir çaba olduğunu farketmişti.
Oysa savaşmaktan vazgeçip yaşadığı her şeyi acısıyla ve tatlısıyla, hülyasıyla ve kabusuyla düşünmeye başladığı andan itibaren korktuğu şeyler ehilleşmeye başlamış bir süre sonra da korku olmaktan çıkma yoluna girmişlerdi.
Düşündükçe ama gerçekten hakkını vererek ve korkmadan düşündükçe yeniden hissetmeye de başlamıştı ve acı çekmemek için ruhunu nasıl kötürüm bıraktığını anlamıştı.
Nasıl gece günün bir parçasıysa acı keder ve kasvet de yüreğin bir parçasıydı ve bunları kesip atmaya çalışmak insanı huzura kavuşturmuyor, tam tersine ruhun sakat kalmasına ve hissizleşmesine neden oluyordu.
"Unutmak diye bir şey yoktur!" demişti, "Ne kadar debelensen de sadece unuttuğunu zannedersin ve unuttum dediğin şeyler zaman gelir kılık değiştirerek çıkar karşına. Yumurtadan çıkan kuşlar gibi ruhunu delik deşik ederek çıkarlar hem de. Şunu iyi anla: unuttum diyen biri, kendini ömrünün sonuna kadar aynı şeyi tekrar ve tekrar yaşamaya mahkûm etmiştir sadece, o kadar!"