• Genel ruhsal güç denilen bir güç vardır; bu güç bir görevin veya bedensel bir düşmanın zayıf yanını kestirebilme alışkanlığında ise,
    bunu güçlüklerin ve olasılık dışı olayların etkisiyle bilenip soğukkanlı ve akıllı olmasına borçludur. Bir büyük düşünce adamı ve ülkenin boks şampiyonu psikoteknik bir çözümlemeden birlikte geçirildiklerinde, bunların kurnazlıklarının , cesaretlerinin, titizliklerinin, inceden inceye düşünebilme yetilerinin ve kendileri için önem taşıyan alanda gösterdikleri tepkilerin hızının gerçekte büyük bir olasılıkla aynı olduğu anlaşılacaktır, dahası özel başarılarının kaynaklandığı erdemler ve yetenekler bağlamında da bu kişilerle ünlü bir yarış atı arasında pek bir fark bulunmayacaktır, çünkü insan bir çitin üzerinden atladığında, bunun için ne kadar çok önemli niteliğin harekete geçirildiği küçümsenmemelidir.
    Robert Musil
    Sayfa 128 - Yapı Kredi Yayınları
  • Ruhun genel bir mücadele kuvveti vardır, bir görevin veya kanlı canlı bir düşmanın saldırıya açık cephesini tahmin etmeye alışkın olup olmadığı noktasında zorluklara ve ihtimaldışı durumlara katllanıp soğukkanlıklık kazanarak akıllanır. Büyük bir zeka ile bir ülkenin boks şampiyonu aynı anda psikoteknik analize tabi tutulsa , ikisinin kurnazlığı, cesareti, kombinasyon becerileri ile önem verdikleri alandaki tepki hızları muhtemelen eşit olacaktır, hatta istisnai başarılarına vesile olan erdem ve yetenekleri de tahminen engelli koşularda favori olan bir yarış atından farklı olmayacaktır, zira bir çitin üzerinden atlarken ne denli fazla özelliğin ortaya konması gerektiğini asla hafife almamak gerekir.
    Robert Musil
    Sayfa 64 - Aylak Adam
  • "Ne gibi becerilerin var, Rose? Hiçbir yeteneğin yok mu?"
    "Var!" Sesindeki haşinlik ve öfke Rosie'yi sarstıysa da, buna engel olamadı. Hatta bu öfkeyi hafifletemedi bile. "Evet, gerçekten var! Toz alıp bulaşık yıkayabilirim! Yatakları yapar, elektrikli süpürgeyle yerleri süpürebilirim! İki kişilik yemek pişirir ve haftada bir defa kocamla yatabilirim! Ve yumruklara dayanabilirim. İşte bir becerim de bu. Acaba yerel spor salonlarından biri boks
    antrenmanında işe yarayacak arkadaşlar arıyor mu?"
    Sonra da hüngür hüngür ağlamaya başladı. Norman'la evlendikten sonra geçen yıllar boyunca çoğu zaman yaptığı gibi çukurlaştırdığı avuçlarına ağlıyordu.
  • Kendi zavallılığını saatten saate, günden güne yaratmakta olan kendinsin; çocuklarını anlamıyorsun, özgüvenlerini geliştirmelerine fırsat vermeden öldürüyorsun onları, köreltiyorsun; dimdik durmalarına fırsat kalmadan belkemiklerini yok ediyorsun; sevgiyi çalıyorsun, para delisisin, başkalarına üstün olmak, onları yönetmek, güçlü olmak için can atıyorsun, iktidar delisisin sen; "efendi" olabilmek için kapında köpek besliyorsun.

    İşte bütün bunları bilmiyorsun sen küçük adam. Yüzyıllar boyunca yolunu sapıtacaksın, sonunda sen ve senin gibiler, genel bir toplumsal sefalet sonucu kitle halinde öleceksiniz, sonunda, ilk kez kendi içine baktığında, varlığının korkunçluğu ve çirkinliği, ince, zayıf bir kıvılcım halinde belirecek. Bu senin içinde yanan ilk kıvılcım olacak. Sonra, yavaş yavaş gidecek ve karanlıkta el yordamıyla yolunu bulan biri gibi, dostunu — yaşamın sevgi, çalışma ve bilgi üzerine kurulduğuna inanan adamı aramayı öğrenecek, onu anlamayı ve saygı duymayı öğreneceksin. Bundan sonra yaşamın için kitağlığın boks maçından daha önemli olduğunu anlamaya başlayacaksın; ormanda düşüne düşüne yüremenin, sokaklarda tören yürüyüşü yapmaktan daha önemli olduğunu, iyileştirmenin öldürmekten, sağlıklı bir özgüvenin ulusal bilinçten daha önemli olduğunu, ve alçakgönüllüğün yurtsever ya da yurt düşmanı naralardan daha iyi olduğunu anlamaya başlayacaksın.
  • Ekonomi dehasının kanıtlarından biri, Türk tekstilinin temeli kabul edilen Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’ydı.
    Ruslara yaptırdı.
    Krediyi Ruslara verdi.
    Makineleri Ruslar getirdi.
    Rus mühendisler kurdu.
    İşçilerimizi Rus mühendisler eğitti, öğretti.
    1937’de bizzat açıldı…
    2 bin 500 insanımız çalışıyordu.
    İşçilere kadınlı-erkekli balolar düzenleniyordu.
    700 kişilik sinema salonu vardı.
    Haftada altı gün film gösteriliyordu.
    Tiyatro salonu vardı, işçilerin tiyatro kulübü vardı.
    Müzik grubu vardı, korosu vardı.
    Fabrikanın radyosu vardı.
    Fabrikada piyano vardı. Resim-heykel sergileri açılıyordu, bahçesinde havuz vardı, havuzun içinde bronz kadın heykel vardı.
    Spor kulübü vardı, Sümerspor… Türkiye’nin ilk alttan ızgaralı futbol sahası oradaydı. Basketbol-voleybol sahası vardı, güreş minderi, boks ringi, tenis, kortu vardı, paten pisti vardı, bisiklet parkuru vardı.
    Ameliyathaneli, laboratuarlı, 40 yataklı hastanesi vardı. Eczanesi vardı.
    İlkokulu vardı, kadın işçilerin çocukları için kreş vardı.
    2018’den değil, 1937’den bahsediyoruz…
    Giyecek kooperatifi vardı.
    Fırını vardı.
    İşçileri şehirden fabrikaya getirip götürmesi için Gıdı Gıdı adı verilen mini treni vardı.
    Kendi enerjisini kendi üretiyordu, santrali vardı.
    Nazilli’ye elektrik veriyordu.
    Fabrika bünyesinde, Nazilli halkına, özellikle genç kızların meslek edinmesi için ücretsiz kurslar düzenleniyordu. Okuma yazma kursu veriliyordu. Civar köylere sağlık personeli gönderiliyordu, hastalar tedavi ediliyor, ücretsiz ilaç veriliyordu. Bölgedeki sıtma salgını, fabrikanın sağlık ekibi tarafından kurutuldu.
    İşçilerin 264 dairelik, toplam bin kişilik lojmanı vardı.
    Hamam vardı, sadece işçilere değil, halka açıktı.
    Altı ayda bir yöre halkına ücretsiz basma sağlanıyordu.
    Ar-Ge bölümü vardı. Daha fabrika açılmadan fabrikada kullanılacak olan pamuk türevleri geliştirildi. Islah çalışmaları sonucunda 28 pamuk çeşidi tescil ettirildi. Bu tescil ettirilen pamuk türevleriyle, tüm Ege bölgesinin pamuk üretimi artırıldı.
    Rusya’dan 200 adet tohum ekme makinesi getirildi. Yine Rusya’dan, pamuk tarlasında kullanmak için modern tarım aletleri getirildi, çiftçilere dağıtıldı.
    Çevreye onbinlerce ağaç dikildi… Şehre katkı sağlayan fabrika değil, sosyo-kültürel açıdan şehrin merkezi haline gelen fabrikaydı.
    Ve, bunların hepsini tek kuruş vermeden yaptı.
    Çünkü, Ruslara ödemeyi narenciyeyle yaptı!
    Türkiye’nin en modern, en büyük fabrikasını portakal, mandalina, greyfurt karşılığında aldı… Parayla değil, zeka’yla akıl’la kurdu.
    Yılmaz Özdil
    Sayfa 355 - Kırmızı Kedi
  • Çünkü Velimir, küçük yaştan beri İsa’ya aşıktı, her yıl Noel yaklaştığında doğum sancısı çeker, her yıl İsa’nın Çilesi süresince boks yapmayı bırakır, bu sürede ellerine, ayaklarına ve göğsüne çiviyle delikler açardı.
    Bu aşka rezilcesine zarar verdiğimizden (“verdiğiniz” için demem gerek ama dayanışmayı bozmak istemiyorum) onun da bizim için aynı çapta değeri olan bir aşkı yok etmekten başka çaresi kalmıyordu. Ancak, aramızdaki ilişkilerde, onun İsa’ya olan sevgisi kadar tutkulu bir sevgi olmadığını keşfetmişti. Aramızdaki ilişkiler, erkek-kadın ilişkileri, kadın-kadın, erkek-erkek ilişkisi toplumsal düzeyde olağan ilişkilerdi.