bükre

bükre
@bolly
Nihilizmden sosyalizme geçiş... Bunu kendi kendinize nasıl izah ediyorsunuz? O yıllarda bana hâkim olan şey tam bir nihilizm. Bir toplumculuk teması var ama felsefi olarak nihilizm çok ağır basıyor. Karanlık bir iç dünyam var. İnanç açısından kalbim tamamen karanlık. Hep o Batı Avrupa üzerinden gelen fikrî akımlar, avangart akımlar, Avrupa edebiyatını, modern edebiyatı okumaktan gelen müthiş bir nihilizm var. Aile neymiş, ahlak neymiş, hâşâ Allah neymiş ve maneviyata ait her şeyin hurafe sayılması var. İlericilik, gericiliktir söz konusu olan. Materyalizm ilericiliktir. Maneviyata dönük her şey gericiliktir. Böyle basit bir şablon üzerinde her şey...
Sayfa 98·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Sağlam bir kültürel alt yapınız olsaydı... Zannederim yaşadıklarımın hiçbirini yaşamazdım, yaşasam da altından kalkardım... Altmış sekiz yaşımdayım; tasavvuf edebiyatının büyük ürünlerine göz gezdirirken esef ediyorum... Yetişme çağımıza bu büyük ihtişamın bir katresi bile ulaşmadı. Mesela şimdi elimde Ahmed Gazali'nin Aşkın Hâlleri adlı olağanüstü bir eseri var. Bunu okurken hayranlık içinde kalıyorum. İbn Arabî okurken de aynı hayreti duymuştum, kezâ Abdülkadir Geylanî hazretlerini ve Hazret-i Mevlana'yı okurken... Bizim medeniyetimiz, maneviyatı en doruk noktalarda yaşamış çok büyük bir medeniyet... Bunlarla tanıştırılsaydık kim bilir ne kadar farklı hayatlar vücuda gelecekti, bunları düşünüyor, hayıflanıyorum.
Sayfa 98·Kitabı okudu
Bugün de o dönemin sosyetesinin sitayişle bahsettiği Avni Bey'in davetlerinde ne âlemdeydiniz? Adeta Dickens romanlarında yetimhanedeki çocuklara yapılan zulüm altındaydım, kendi evimde yetim gibiydim. Çiftehavuzlar'daki evimiz hakikaten meyve ağaçlarıyla, çiçekleriyle örnek bir bahçesi olan güzel bir evdi. Manolyalar, ateş çiçekleri, yıldız çiçekleri, frenk üzümleri, çamlar, salkım söğütler... Bu bahçede annem sık sık büyük davetler veriyordu. Bütün İstanbul sosyetesi, kalburüstü insanlar sefir-süfera geliyor, dantel masa örtüleri yayılıyor, içkiler sunuluyor ben daha o yaşımda duyduğum ezikliğin, acıların etkisiyle; davetlere ve katılan insanlara karşı menfi duygular besliyorum. Evde bitmeyen bir davet süreci var. Sonraki hayatımda simetrik bir bağlantısı olan önemli bir hatıram var... Sokak kapısına giden, böyle uzun bir koridor var Çiftehavuzlar'daki evimizde. Evde bu davetler verildiği zaman ben bunalıyorum... Beni hiç görmeyen bu insanların ayakları altında dolaşmaktan sıkılıyorum; aralarındaki konuşmalar çok sevimsiz geliyor. Ruhsuz bir kalabalık... Ellerinde içki bardakları... Dedikodu yapıyorlar. Ben evi sokağa bağlayan koridordan koşarak kapıya gidiyorum. Demir bir kapı var. O demir kapıya sarılıyorum. Neden? Ne var o demir kapının ardında? Sokaktan tek tük birilerinin geçmesini, seyyar satıcıların geçmesini, beni fark etmelerini bekliyorum. O zamanlar ıssızdı oralar; meskûn mahal sayılmazdı. Hiç unutmadığım, hep yolunu beklediğim bir koz helvacı var: Beyaz önlüklü, arabalı bir adam... Helvacının çok sonra benim için manevî bir işaret olacağını anlamam mümkün değildi. O koz helvacı amcanın yolunu bekliyorum, sadece onun geçişini izlemek için gidiyorum o kapıya. "Oradan geçen niye bize benzemiyor? Veya biz neden onlara benzemiyoruz?" diye o kapının önünde
Sayfa 60·Kitabı okudu
Bazı yıkılışlar daha parlak kalkışların teşvikçisidir. (Shakespeare)
İnsan hayatında neyin "ayrıntı" olduğunu söyleyecek bir ölçümüz yok değil mi? Çok doğru, “ayrıntı" dedim, ama çok esaslı bir belirleyiciliği var. Üstelik bu sadece bir kerecik yaşadığım “sıra dışı” bir olay; anneannem tek sefer beni camiye götürüyor ve secde ediyorum... Kiliselerin sarı, dumanlı karanlığına karşın, caminin ahengi, huzuru bende bir yumuşaklık, bir hilm uyandırıyor. İslam'daki rahmet boyutunu, Rahman olan Allah'ın sıfatlarını adeta yansıtmış olmalı ki, küçücük bir çocuğun ruhunda derin bir iz bırakıyor. Camideki o cemal bana kendisini sevdirmişti, daha önce gördüğüm kilise ile aradaki farkı hemencecik hissetmiştim. Kilise korku verici bir yer, cami huzur veren ve teskin eden bir yer. Daha çok kilise görmüş olmalısınız... İlkokuldayken, annemle babam beni ve kardeşimi de alarak bir Avrupa seyahatine götürüyorlar. Roma'nın kiliseleri geziliyor; kiliseler beni çok tedirgin ediyor. İsa'nın hep o kanlar içinde sararmış bedeni, yer yer kızıla kaçan sarı Işıklar korku ve keder uyandırıyor ve melankolimi besliyor. Ölüm korkusunu daha derinleştiriyor. Marazî halim gitgide büyüyor.
Sayfa 59·Kitabı okudu