bükre

bükre
@bolly
Hep bir melankoli hali var üzerimde, ağır bir depresyon geçiriyorum. [...] İki mürebbiye arasında acım büsbütün katmerleniyor. Yani üç tane insan var hayatımda; annem, Schwester Katie ve üçüncü kişi, o yeni mürebbiye, Barbara. Nereye ait olduğuma karar veremiyorum, bağlantı kuramıyorum, ebeveynim konusunda duygusal açıdan bir kararlılığım yok.
Sayfa 44·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Mürebbiyem bana bir başarı güdüsü aşılamıştı. Gençliğimde "başarı" bizim muhitlerde adeta putlaştırılmıştı. Beni de böyle şartlandırdılar. Yaptığım her işi en mükemmel şekilde yapmak, hiçbir yanlış yapmamak ve ille de başarılı olmak... Belki bir Yahudi idealiydi... Giriştiğim her işi en başarılı şekilde yapmam gerektiğini aşılamıştı.
Sayfa 40·Kitabı okudu
Birine bir şeyler anlatınca kederden kurtuluyordum. [...] Bu benin yazarlık kariyerimi hayatım boyunca belirleyecek bir şey, çünkü anlatmaya başlayınca boğulduğum dünyanın dışına çıkıyorum, sıkıntılarım hafifliyor.
Sayfa 38·Kitabı okudu
Gece gündüz Tanrı'yı düşünüyordum, annemi babamı bana göstermesi için ona yalvarıyordum; beni görmeleri, bana yakınlık göstermeleri için çok dua ettiğimi hatırlıyorum. Tanrı'ya kendisine yalvarılacak sığınılacak bir Rab olarak, Allah ismiyle değil de Gott ismiyle yakarıyordum. Bu hal, tam bir yabancılaşma. Giderek içinde yaşadığımız toplumun kavramlarıyla, diliyle aranızdaki mesafe açılmaya başlıyor.
37 - 38·Kitabı okudu
Toplumda köylü diye tabir edilen büyük bir kesim görgüsüzlükle itham ediliyor, lümpenlik iddiası atılıyor ortaya, bunlar şehirli zümreye ayak uyduramıyor deniliyor. Köylü denilen zümre ne olursa olsun çoluğuna çocuğuna Kur'ân öğretiyor. İyi kötü geleneği naklediyor. İyi de şehirli zümre neydi? Benim çocukluk yıllarımda bile bu zümre; geleneği kökten reddeden, yeni diye düşünülen her şeye kucak açan ve dolayısıyla geleceğe nakledeceği hiçbir şeyi olmayan insanlardan oluşuyordu... Görgü nedir? Görgü bir nakil işidir. Sen geçmişten aldığın bir şeyi geleceğe devredersin. Böyle bir devir yok. Çocuklarına bale dersi, piyano dersi aldırıyorlar, yabancı dil öğretiyorlar, "bonjur, bonsuvar" demeyi öğretiyorlar. Ziyafette hangi çatal, hangi bıçakla yemek yeneceğini öğretiyorlar. Ama hiçbir manevî, hiçbir dinî telkin yok. Ben buna görgü, bu insanlara da görgülü demekte zorlanıyorum. İşte bütün bu Batılılaşma modasının trajik bir maraz olarak ortalığı kemirdiği bir döneme denk düşüyor benim çocukluğum. Tam bir değer keşmekeşi içindeyiz...
Sayfa 26·Kitabı okudu