Çok ama çok etkilendiğim kitaplarda yorum yazarken zorlanıyorum, şu an da olduğu gibi...
"Beyaz Kasımpatı" kitabını okurken, birçok duyguyu bir arada yaşadım. Yeri geldi hüzünlendim yeri geldi tebessüm ettim.. Fakat birçok sayfasında, özellikle -Hana'nın kız kardeşini korumak için kendini feda etmesinden sonra başına gelenleri okurken- resmen kanım dondu.. Gerildim.. Buna rağmen soğukkanlı olmaya çalışarak kitabı okumaya devam ettim. Kitabın içerisine resmen giriş yaptım. Sanki onları uzaktan izleyen bendim.
O kötü Japon askerlerini öldüresiye dövesim geldi. ( Ki fiziksel yada psikolojik her türlü şiddete karşıyım, lakin ne kadar uyuz oldum siz düşünün.)
Ayrıca Emi'de ablası gittikten sonra kolay bir yaşam sürmüyor.
Japonlar, Güney Kore ve Moğolistan hakkında bilmediğim birkaç şeyi de bu kitap sayesinde öğrenmiş oldum.. Her ne kadar uyuz olsam da tabii ki de verimli bir okuma oldu benim için.. Savaşın insanlar üzerindeki etkisini bir kez daha anladım.
Zaten savaşı erkekler çıkartıyor olan kadınlara ve masum çocuklara oluyor. Acı ama gerçek.
Kitapta aynı zamanda aile bağlarının önemini özellikle kardeş olmanın nasıl bir duygu olduğunu(Ki benim kardeşim yok olsa idi Hana gibi cesur olabilir miydim, Emi gibi yıllarca ablama bir gün kavuşacağım inancına sahip olabilir miydim, bilmiyorum.) arkadaşlık ve sevginin ne denli önemli olduğunu görüyorsunuz..
Çevirisi her zamanki gibi güzeldi. Bize yazarın vermek istediği duyguları güzel bir çeviriyle sunduğu için sevgili "Dilek Parsadan'a" teşekkür ederim.
Bu tarz kitapları okurken zaten ister istemez etkileniyorum. Hatta her zaman dile getirdiğim üzere "Leyla" ve "Incir Kuşları" kitaplarında baya etkilenmiştim.
Ve üstüne daha fazla beni etkileyecek bir kitap yoktur diyordum.
Varmış "Beyaz Kasımpatı".
Bu kadar sözden sonra