Dağılmadan, parçalanmadan, kendinden geriye kalan son kırıntıyı kaybetmeden yolları ayırmanın bir yolu olmalıydı. İlişkinin ne kadarının yalanlara ve sahte vaatlere dayandığını sorgulamadan vedalaşmanın bir yolu mutlaka olmalıydı. Olmak zorundaydı.
Adelaide bu acıyla da diğerleriyle yaptığı gibi başa çıkmaya, acısını kalbinin derinliklerine gömmeye çalıştı. Görünmez hâle getirebileceğini düşündü. Ama bu kez işe yaramadı. Yüreği o kadar büyük yara almıştı ki bu acıyı saklayacak yeri kalmamıştı.
Rory için ağlamaktan bıkmıştı. Rory'nin isteyerek ya da istemeden sebep olduğu acıdan da, atmaya tenezzül etmediği mesajlardan da, kararsızlığından da, yasından da, öfkesinden de, doğmamış çocuğundan da bıkmıştı.
Hiçbir insan kalbinde açılan o yarayı dolduracak kadar büyük olamazdı, Adelaide ne kadar denerse denesin olmazdı. Ama bunu bilmek acısını hafifletmiyordu.