Ketum hatun bana dönüp:
- Konuşabileceğini biliyorum. İstersen yani, dedi.
-Doğru, dedim, sanki on yıldır susan ben değilmişim gibi birdenbire.
Hiç şaşırmış görünmedi:
-Bana sorarsan dışarıda suskunluğuna devam et. Sırlar insanı değerli kılar.
Samimi yıllar boyu terk edilmişliğine sustu. Samimi arkadaşlarının alaylarına sustu. Samimi halasının ilgisizliğine sustu. Sustu, sustu, sustu... Ona bu suskunluk oyununu öğreten rüyalar dolusu cinle periydi.
Her gece saat sekiz buçuk oldu mu, itirazsız yatağa giren ve lunaparka gidiyormuşçasına coşkuyla uykuya dalan Samimi'nin hınzır arkadaşları cinler ve periler...
Rüya çalan cinler ve periler; çaldıkları rüyanın yerine akıl almaz hınzırlıklar koyan cinler ve periler...
Samimi'ye yıllar boyu susmasını ve rüyalarda gönlünce oynamasını onlar öğütlediler.
"Bak," diye işaret ettim aradığımız gemiyi görünce. "İşte orada Mary See."
"Yanımdan ayrılma, Wadsworth," dedi. "Bu adamların tipi hiç hoşuma gitmiyor."
Thomas'a bakarken vücuduma belli belirsiz bir sıcaklık yayıldığını hissettim. "Dikkatli ol, bay Cresswell. İnsanlar bana değer vermeye başladığını düşünebilir."
Bana dönerek tuhaf bir şey söylemişim gibi kaşlarını çattı. "O halde o insanlarla tanışmak isterim doğrusu. Epey keskin zekalılarmış."
Kaşlarımı çattım. "Yani bu bilgilere sırf beni gözlemleyerek mi ulaştın? Bunu inanması zor bulduğum için beni bağışla. Matematik formüllerini insanlara uygulayamazsın, Cresswell. İnsani duygular için belli bir denklem yoktur, işin içinde çok fazla değişken vardır."
"Doğru. Benim de senin yanındayken hissettiğim belli başlı... duygulara dair oluşturabildiğim bir formül yok mesela."