Bu kadar etkileneceğimi tahmin etmezdim. İçim buruk, kalbim kırık bir şekilde bitirdim kitabı..
Okurken çokça sinir krizi geçirdim ve hayatı sorguladım, insanlığımdan utandım yer yer, bazı satırlarda ağladım, bazı anlar oldu keşke kitaba hiç başlamasaydım dedim.. Evet maalesef ki bunu dedim. Bana biraz ağır geldi kitap, ne yalan söyleyeyim içimden geçti, kırdı döktü kalbimi. Orhan Kemal’in kalemine aşık oldum o ayrı, ancak kitap öyle hisli ve gerçekçiydi ki.
Nazan’ın o suskunluğu, ezikliği, her sözü sineye çekişi beni paramparça etti her seferinde. Bir o kadar da kızdım susmasına, ancak sonra düşündüm ki anne-baba yok, teyzenin yanında sığıntısın, belki de hayatta hep bastırılmış ve kendi düşüncelerinin içine sıkıştırılmışsın. Nazan’a ne kadar kızsam da içimdeki şefkat daha büyüktü.
Nazan’ın dört bir etrafının kötülerle çevrili oluşu da, kadere dahil midir? bilemiyorum..
Haldun, o anneye muhtaç masumun her olaya şahit oluşu çok yıkıcıydı. Bu hikâyede ordan oraya savrulan en savunmasız kişiydi.
Mazhar’a gelecek olursam, başta iyi biri diye düşündüm, annesini tanıyor, huyunu biliyor ve eşini ezdirmez, ama fikirlerini zikrettikçe ne kadar ahmak biri olduğunu fark ettim. Maalesef eylemleri de bu düşüncemi destekledi, keşke desteklemeseydi.
Karakterler gerçek hayattan insanlar adeta, öyle olmaması için ne kadar dua ederdim oysa, ama ne yazık ki toplumumuzda Hacer gibi insanlar çok fazlalar. Kıskanç, kendi iyiliği dışında her insanın kötülüğünü isteyen ve bu uğurda fazlaca uğraşan insanlar… Hacer’in sonu beni tatmin etmedi. Sürünmesini, acı çekmesini istedim ama öyle bir şey olmadı ve bu durum canımı sıkmadı değil. Kendimi, “Ben boşuna mı bu kadar sinir atağı geçirdim?” diye sorarken buldum.
Orhan Kemal’in kalemine gelecek olursam çok akıcı ve oldukça yalın. Neden şimdiye