Memleketimizin kadın ve erkeklerini, biri diğerini sürükleyen ve taşıyan değil, el ele ve aynı tempoda yürüyen iki mahluk olarak göreceğimiz günün uzak olmamasını dilerim.
Edebiyat, bütün sanat şekilleri ve nevileri, maddi menfaatlerden uzak ilim, hep bu dimaği hususiyetin neticeleridir. Ve ancak insan dimağına bu maddi ihtiyaçlarla alakası olmayan hissi bir faaliyet imkanını verdiğimiz zaman hayvanlıktan kurtuluruz.
Bilemedim düşmanımı dostumu
Hapishanelere serdim postumu
Anlamadım yarim bana küstü mü?
Göğüs gerdim dayanılmaz gamlara
Yirmi beş yaşında düştüm damlara
Yine bahar geldi yeşil Meram'a
Yanık bülbül yara açar bağrıma
Düşmanlarım gezsin benim yerime
Göğüs gerdim şu cihanın gamına
Genç yaşımda düştüm Konya damına
Çoluk çocuk dört bir yanımda dolaşır
Ak kuzular çayırlarda meleşir
Deli gönül ağlamaya bulaşır
Göğüs gerdim dayanılmaz gamlara
Yirmi beş yaşında düştüm damlara
Kale bahçesinde durmaz gezerim
Kah ağlarım, kah koşmalar düzerim
Dem olur ki şu canımdan bezerim
Göğüs gerdim dayanılmaz gamlara
Yirmi beş yaşında düştüm damlara
Akşam olur demir kapı kitlenir
Kimi kağıt oynar, kimi bitlenir
İnsanlığı, fakirleri düşünemeyerek onları ezmek, onların sırtından, onları istismardan altınlar biriktirmek, ve sonra bu biriken paralarla yine onların mahvına çalışarak, onlar üstünde bir hakim, bir amir kesilmek, bir insanın, insan olan kalbin işi olamazdı.