Ufkumuzu genişletmeyi, ilk içgüdülerimizin ötesine geçebilmeyi öğrenmek zorundayız. Geliştirdiğimiz teorilerle ilgili hem onu doğrulayan hem de geçersiz kılan delillerin peşinden gitmeyi öğrenmeli ve en önemlisi de, bize en doğal bakış açımızın ötesine geçmeyi denemeliyiz.
Bir varsayıma ait delilleri incelerken muhteşem bir dengesizlik sergiliyoruz: En çok doğrulayıcı, olumlu delillerin üstünde dururken, tezi yanlış çıkartan, olumsuz deliller üstünde hiç durmuyoruz neredeyse.
Söz konusu gelecek olunca elimizdeki en iyi ölçüyü kullanıyoruz: geçmiş. Bu yaptığımız çok doğal bir şey ama her zaman doğru olacak diye bir kaide yok. Geçmiş genelde, olası olmayan şeylere yer bırakmaz. Çıkarımlarımızı bilinenle, mümkün ve olası olanla sınırlar.