Aham Brahmasmi

Aham Brahmasmi
@brahmasmi
Hatırla, çekingen Tan Güneşe Mutlu sarayını açtığı zaman; Hatırla, geçerken dalgın gece Düş kurup gümüş tülünün altından; Göğsün küt küt atarken hazlar davet edince, Gölge seni akşamın düşlerine çekince, Ormanların dibinde Bir ses mırıldanır, dinle: Hatırla. Hatırla, gün gelip beni kader Sonsuza dek senden ayırınca, Üzüntü, sürgün ve seneler Bu çaresiz kalbi soldurunca; Düşün son elvedayı, hazin aşkımı düşün! Yokluk ve zaman hiçtir insan sevmeye görsün. Kalbim çarpıp durdukça, O hep diyecek sana: Hatırla. Hatırla, soğuk toprak altında Kırık kalbim sonsuza dek uyurken; Hatırla, yalnız çiçek mezarımda Böyle usul usul açıyorken, Seni bir daha görmeyeceğim, ama ölümsüz ruhum Sadık kızkardeş gibi dönüp gelecek sana. Gecenin içersinde İnleyen sesi dinle: Hatırla.
Reklam
"Geminin kalın halatları iğne deliğinden geçerse, altın biriktirenler de Cennete gireceklerdir." (İncil) "Altını biriktirenleri ateşle müjdele, o gün sırtları, yanları ve alınları ateşle dağlanır ve onlara denir ki; tadın o biriktirdiklerinizi." (Kur'an) "Hiçbir şeyi saklayıp biriktirmeden, bulduğu kadar yiyenler, koşulsuz özgürlüğü tadacaktır; onların yolunu anlamak gökteki kuşların yolunu anlamaktan zordur." (SIDARDA GAUTAMA BUDA)
Bir kimse bilir, ancak bildiğini de bilirse, Şeref atını tüm dünyâda rahatlıkla koşturur. Bir kimse bilmez, ama bilmediğini bilirse, Topal eşeğini bir şekilde gideceği yere götürür. Bir kimse bilmez, üstelik bilmediğini de bilmezse, Sonsuza kadar, kara câhil olarak hayat sürdürür. Bir kimse bilir, ancak bildiğini bilmezse, Hemen uyandır onu, yoksa uykuda ömür çürütür. 14. Yüzyıl İran şâirlerinden İbn-i Yemîn-i Tuğrâî (ö.1367)
Yavaş sür kervancı kervanı, kervanda sevgilim gidiyor Bir tek gönlüm kalmıştı benim, o da sevgilimle gidiyor Kaldım ondan uzaklarda, zavallıyım onsuz yaralıyım ben Yokluğunda sanki acısı, kemiklerime kadar gidiyor Saklarım içimdeki yaraları hileyle, büyüyle dedim Saklı kalmıyor ki; kanı akıp gözlerimden gidiyor İyi bak mahfeye, hızlı sürme kervanı kervancı Aşkından o servi boylunun sanki canım gidiyor Gururla salınarak gidiyor o, ayrılık zehri yudumluyorum ben Sorma artık benden nişan, gönül nişanım onunla gidiyor Bıraktı beni gitti o gururlu sevgilim, zehir etti hayatımı Köz dolu bir ateşliğim ben, dumanım başımdan gidiyor Dön gel de kur tahtını gözlerim üzerine a nazlı sevgili Bak, göklere yerlerden ne kavgalar ne feryatlar gidiyor Uyku nedir bilmem, dinlemem öğüt kimseden İsteyerek gitmiyorum bu yoldan dizginim elimden gidiyor Can çıkıp giderken tenden, herkes bir söz söyler de Ben kendi gözümle gördüm, baktım canım gidiyor Sa’dî! Bizim elimizden çığlık yaraşır mıydı a vefasız! Dayanamam ben cefaya, işim çığlıkla yoluna girip gidiyor
Bir Daha Gelir mi Bahar? Gecenin sonu olur be dostum sabahın ilk ışığı, Aç perdeyi güneş yüzünden istiyorsan gerçek sabahı. Yak bir ışık, bir kıyamet kopar da, Gitsin başımdaki bu uyku da, bu mahmurluk da. Kalk ayağa da ganimet say bahar yelinin esişini, Kuşların, bülbüllerin şakımalarını, lale bağlarının hoş kokularını. Şimdi bahar mevsimi, kalk çıkalım biz seyre, Güvenilmez ki feleğe, belki gelir bir daha bahar diye. Söz vermiştin bir gece sabahlarız seninle diye, Gece geldi geçti, gün takvimden silindi bile. SADİ-İ ŞİRAZİ Çvr. Prof. Dr. Nimet Yıldırım