Tereza, annesinin dünyasından, bütün bedenlerin eşit olduğu bir dünyadan kaçmak üzere ona sığınmıştı. Kendi bedenini benzersiz, yeri doldurulamaz kılmak için gelmişti ona. Ama Tomas da onunla öteki kadınlar arasında bir eşitlik işareti çizmişti; hepsini aynı öpüyor, aynı okşuyor, Tereza'nın bedeniyle öteki bedenler arasında hiç ama hiç mi hiç bir fark gözetmiyordu. Onu geriye, kaçmaya çalıştığı dünyaya, öteki çıplak kadınlarla birlikte çırılçıplak uygun adım yürümeye yollamıştı Tomas.
Gereklilik büyülü çözümler tanımaz -bunlar rastlantının işidir.- Bir aşk unutulmaz olacaksa eğer, küçük rastlantılar Assisli Francis'in omuzlarına konan minik kuşlar gibi hemen o an kanat çırpa çırpa gökten aşağı doğru süzülmelidir.
Romanlar, Tereza'ya yetersiz bulduğu yaşamından düşsel bir kaçış imkânı vermiyorlardı sadece; elle tutulup gözle görülen nesneler olarak da anlam taşıyorlardı; sokakta, koltuğunun altında kitapla yürümek müthiş hoşuna gidiyordu. Geçen yüzyılda zarif bir baston, şık beyler için ne anlam ve önem taşıyorsa, Tereza için de kitap aynı şeydi. Onu başkalarından farklı kılıyordu.