Hiçbir şey rastlantısal değil. Yaşam, ölüm. Hatta rastlantısallık bile. Şu toprağı birlikte bahçeye dönüştürmemiz bile. Her şey birbiriyle bağlantılı. Her şey bütünün bir parçası. Bu güzelim dokunun. Cennet başka yerde değil. Kaybettiklerimiz de öyle. Onlarla bağlantıdayız. Sicimler bizim içimizde. Anlatabiliyor muyum ?
Şu an imkansız görünen şey bir gün mümkün olacak. Fakat kötü zamanları iyi zamanlardan ayırma sakın. Işığı karanlık sayesinde görebiliriz. Bize bu tezatlık lazım.
"Spoiler" lafına bayılıyorum, ya sen? Olacakları önceden bilirsek, hikayeden alacağımız zevkin içine edileceğini anlatıyor. Hikayelerde istemediğimiz spoiler'ların, kendi hayatımızda peşine düşüyor olmamız ne tuhaf. Aşık olacağımızı, sağlıklı olacağımızı, en geçer akçe okulu bitireceğimizi, en iyi işi kapacağımızı, rahat bir emeklilik yaşayacağımızı önceden bilmek isteriz hep.
Kuzeyden güneye inmenin yarım saat değil, yarım gün sürdüğü zamanları hatırlıyorum. Ne güzeldi. Arazinin şekline saygı duyulurdu. Topoğrafyasına. Tepelere saygı duyardık. Çamlara ve toprağa. Her şeye. Bunu yapmak kendi bütünlüğümüzü de korumamızı sağlardı. Çevrendeki doğayı yok edersen, çok geçmeden içindeki doğa da yok olur.