Bir sürü ufak tefek gözlem biriktirirsin... Sezilen ama asla üstünde düşünülmeyen şeyler... Biriktikçe sana bir şeyler anlatırlar ama kimsenin konuştuğu bir dilde değil. Dile gerek yoktur.
Bütün devletler sürekli yinelenen bir sorundan mustariptir: Güç, ruh hastası insanları çeker. Mesele gücün insanları yozlaştırması değil, yozlaşabilecek insanları mıknatıs gibi çekmesidir. Böyleleri şiddet yoluyla sarhoş olma eğilimindedir, ki bu duruma çabucak bağımlı olurlar.
Sadece gözlemci olmakla yetinirsen kendi hayatını daima ıskalarsın. Hedef şöyle ifade edilebilir: Olabildiğince iyi yaşa. Hayat bir oyundur; kurallarını öğrenmek istiyorsan içine dalıp oyunu sonuna kadar oynamalısın. Yoksa sürekli değişen bu oyun karşısında şaşırıp bocalarsın. Oyuna katılmayanlar sızlanır ve daimi şanssızlıklarından yakınır genellikle. Şanslı olmanın biraz da kendi ellerinde olduğunu görmeyi reddederler.
İnsanların sözleriyle inkar etseler de eylemleriyle sürekli doğruladıkları bir şey var. Barış adını verdikleri huzur ve güvenlik ortamını aradıklarını söylerler. Oysa bunu söylerken bile nifak ve şiddet tohumları atmakla meşguldürler.