Geçmişle göbek bağım henüz kesilmedi. Ben geçmişin çocuğuyum. Orada bir yerlerde doğdum, az büyüdüm, yarı neşe, yarı keder, yarı iyilik ve yarı kötülükle büyütüldüm. Sabahların geç, akşamların erkenden olduğu günlerde. Günün geceye eşit olduğu adaletli zamanlarda. Gecenin hakimiyeti ele aldığı soğuk kışlar ve nihayet günlerin uzadığı bol keseden baharlarda. Evet, böylesi günleri alt alta yazarak büyümüş olmalıyım. Yoksa yaşıma inanamam.
Bu ülkede kadın erkek ilişkilerine sinmiş bir kötülük vardı ne de olsa. Ne yapsan çıkaramadığın bir leke gibi ortada durup dururdu. Bu lekeyi kapatmak için üzerine çeşit çeşit objeler, renk renk vazolar, bu vazolara çiçekler koyardın da sanki leke daha çok belli ederdi kendini. Leke "Ben buradayım!" diye bağırırdı. Canlı bir organizma gibi objelerin, vazoların, çiçeklerin arasından yavaş yavaş büyüyüp yol alarak genişlerdi. Çaresizce lekenin lekeli olmayan alana yayılma arzusunu izlerdik biz kadınlar. Bunun karın ağrısını çekerdik.
Karanlığın ayıplarımızı örten yorganına sığınıp rüyanın hayata hiç benzemeyen ülkesine gitmek için gözlerimi kapıyordum. Sevgisizlikten üşümüyordum bile. Ilıktım...