“karavancılığın böyle bir misyonu var herhalde. ben de yeni geldim kampa. ilk kez bir karavan kampında bulunuyorum. biraz etrafa bakınca, en çok aklını toparlaması icap edenler seçiyor galiba bu yolu dedim kendi kendime…”
sadece çok güzel şeylerin insanın içinde uyandıracağı bir kederle ilk o gün tanışmıştım. geceleri yüzümü yastığa gömüp ağlarken sevinçten mi, yoksa hüzünden mi ağladığımı bilemediğim bir kendini bilmezlik gelmişti üzerime. dizginlerini tutmakta zorlandığım yabani at gibi bir şeydim artık. bıraksalar dünyayı koşacak haldeydim. aşık olmuştum.