"evet, çok inatçıydım tüm kırılganlığıma rağmen. ya da tüm kırılganlar gibi mi demeliydim? inadımın tırnaklarıyla tutunuyordum sanki bu bir türlü anlayamadığım, hoyratlığıyla başımı döndüren, muhteşem ve korkunç hayata."
"onu ilk nerede gördüğünü düşündü ama hatırlayamadı. sanki hep vardı hayatında. bunun üstünde durmamaya karar verdi. ama hissediyordu ki, bir şeyi hatırlayamamak da, en az hatırlamak kadar tuhaftı."
"bir gün fesleğenlerinden biri topak topak topaklanır, verilen suyun hepsini kusar oldu. öyle geldi ki, bu fesleğen gidici. oturdu başına, uzun uzun baktı ona. sonra saygı duydu bu kararına. bir an gelir, dünyadaki tüm canlılar gitmeyi isteyebilirdi. kendisi de kaç kez istemişti. anlayabiliyordu yani onu. herkesi, her şeyi anlayabildiğini sanıyordu. anlayamazsa ölecekmiş gibi geliyordu hatta. ne tuhaf. oysa anlamaktan da ölebilirdi insan. fazla anlamaktan ölebilirdi."