İki ciltlik bu dev eser, Türkiye’nin 1940’lı yıllarına ışık tutuyor. Politik bir roman ama yalnızca ideolojilere değil; insanlara, ilişkilerine ve kararsızlıklarına da odaklanıyor.
Romanın merkezinde “güven” kavramı var: devlete, dosta, aşka, davaya duyulan güven…
Karakterler oldukça insani; herkesin hem güçlü hem de zayıf yanları gözler önüne seriliyor. Her biri kendi içinde çelişkiler yaşıyor, bol bol sorguluyor.
Tüm bu sorgulamalar ve iç çatışmalar, dönemin siyasi baskıları ve işkenceleriyle birleşince roman güçlü bir politik metne dönüşüyor.
Birinci cildi okumam oldukça uzun sürdü çünkü neredeyse her sayfasında bilmediğim bir kavramla, olayla karşılaştım. Bazen bir filmden ya da müzikten bahsediliyordu. İzledim, dinledim, not aldım ve sindirmeye çalıştım.
Kitabı kapattıktan sonra ya da gündelik hayatı yaşarken kendimi “Acaba Necla şimdi ne yapıyor?” gibi düşünceler içinde buldum. Karakterler hayatıma sindi, adeta arkadaşlarım oldular.
Genel temaları; ideolojik gerilimler, devlet ve baskı, aşk ve sadakat ile aydın sorumluluğu olarak öne çıkıyor.
Evet, zor bir metin ama yazarın dili zaman zaman yoğunlaşsa da anlamanızı kolaylaştırıyor.
Olaylara aşkla, dostlukla ve insani bir yerden yaklaşması da metni sindirmenize yardımcı oluyor.
Yani kısacası: Okuyun, okutun. :)