BAŞAK

BAŞAK
Reklam
antika şiir
Biliyor musun ne oldu bana Zifiri karanlık bir sokağa girmiştim, yürüyordum korkmadığımı sanarak. Her yanımda nefeslerin soğuk dumanı. Tepemde sarı sokak lambaları benimle alay ediyordu. Bense bu buz gibi sokakta yürüyordum bir başıma Hangi insan evladı gelir ki buraya? sanki bir ben kalmışım dünyada babayiğit! Heyt be! Geçerken bir sokaktan diğerine sesler eklendi Ah, ah, ah! Bana yetişmeye çalıştıklarını sandım ve döndüm baktım etrafıma hiçbir şey Hissettiğim yalnızca benim nefesim Duyduğum benim soluğummuş!
Düşünce
Müstakil bir evde yaşıyordu yaşlı kadın. Evinde altı kedi, 20 hamamböceği, 50’ye yakın örümcek, sayısız kara sinek yaşıyordu. Hamamböcekleri bulaşık yığılı tezgahta ve fayaslarda, örümcekler eskimiş eşyaların üzerindeki beyazı atmış bezler ile duvar arasında, sinekler birikmiş çöplerin üstünde, kediler pencere önlerinde ve koltuk üstlerinde öbeklenmişler, toplanmışlardı. Herkes kendi işiyle meşgul olur bu evde. Kimse kimseye karışmaz, kimse kimsenin eyaletine ayak basmaz. Yaşlı kadın o evin başkanı olduğunu ilan edeli çok oldu. Ve o da biliyor başkan olsa bile herkesin sınırı bellidir. Yaşlı kadın ağır ağır yürüdüğü evin odalarında bir şey düzenliyor.. Yaklaşalım bakalım ne yapıyor bu kadın? Elindeki karton kutulara eşyalar dolduruyor, sonra da kutuları oturma odasından banyoya götürüyor. Yaşlı kadın kutuları banyoya götürüyor cümlesine takılmış olabilirsin. Ve sorabilirsin kutular sudan yırtılmaz mı? Başka bir yere taşısa ya gibi önerilerde bulunabilirsin. Siz de annem gibisiniz derim o zaman. O da her şeyi düzeltir, doğrusunun, akla yatkın olanın hep kendi fikri olduğunu düşünür.
Öykü
Kadıköydeki en sevdiğim pizzacıya girdim. Farklı iki dilim pizza istedim, bir şundan kırmızı biberli bir de şundan adını söyleyemiyorum italyan peynirli. Kasadaki çocuk, geçin oturun dedi biz getiririz. Tamam deyip oturdum karşıdaki starbucks'ı gören bir masaya. Bir adam vardı orada tek başına kahve içiyor, sigarasını çekiyordu derinden. Birini beklemiyor, zamanın nasıl aktığına şahitlik ediyordu sigaranın uzunluğu ve karton bardağın derinliği ile. Garson geldi ,buyrun. Tepside iki dilim pizza ayrıca bir dal sigara vardı. Başımı kaldırıp nedir bu dercesine garsona baktım, gözlerimi tepsiye indirirken Starbuckstaki adamla göz göze geldik. Adam gülümsedi, bense şaşkınlıkla baktım adama. Kendimi toparlayıp karşılık verdim, mersi. Yanıma geldi oturabilir miyim dedi. Buyrun. Çok açtım sıcacık pizza soğuyacak, limonatam ısınacak dedim içimden. Adam eliyle işaret etti, lütfen siz devam edin. Dilimden koca bir ısırık aldım adamın gözlerine bakarak. Ben Ahmet, dedi sizi Akmar pasajında gördüm kitap bakıyordunuz. Seçtiğiniz kitaplar ilgimi çekti inceleyebilir miyim. Tabi. Hım, Çocukluğumun soğuk geceleri ve Aşksız ilişkiler, Tezer özlüyü severim.-Yazarlar hakkında "severim, beğenirim" diyenlerden nedense hiç hoşlanmam kendilerini otorite sayıyorlar gibi gelir bana.- banane dedim içimden. Telefonum çaldı. Arayan annemdi, açtım Kübra gelirken ekmek al. Tamam anne. Bana saat belirtmediğine göre gece 1'de de pekala istediği ekmeği götürebilirdim. İstekleri kendime göre yontmayı severim hele ki söz konusu annem olunca. Telefonu kapattım. Ahmet (sonradan Ahmet diye hitap ettiğim için güldüm) annen mi dedi . Evet, ekmek istedi. Kalkıyor musun hemen. Hayır. Açıklama yapmak gelmedi içimden, Ahmetle sohbetin nereye gideceğini merak ediyordum, söyleyemedim. Tanışma ve bir türlü asıl
Öykü