Ağaçtaki balkabakları sadece balkabağı değillerdi. Her birinin üzerinde oyulmuş birer yüz vardı. Her yüz farklıydı. Her göz daha yabancı bir gözdü. Her burun daha tuhaf bir burundu. Her ağızda pek de alışık olunmayan korkunç bir gülümseme vardı.
Balbağı'sız bir Cadılar Bayramı'nın, şayet, şayet, şayet ... Balbağı orada olmazsa, içinde sönmüş mum bulunan çürümüş bir balkabağı gibi olacağını düşünüyorlardı. Hadi Balbağı, dışarı çık ve bu geceyi kurtar.
Ama kıskançlığın, tendeki bir kan oturması gibi, zehirli, kara ve iyileşmek bilmez bir şekilde yüzeye yerleşip kaldığını anlamaya başlıyordum. Diğer karanlık duygular gibi ciltte açılan temiz bir kesik değildi. Kanı akıtılamazdı, silinemezdi ya da dikilemezdi. İrin toplayıp içten içe kaynardı ve bu konuda hiçbir şey yapamazdınız.