Ah hayat…. dedirtti sonunda. Ağlamadım ama içim ağlamaklı şu an, öyle bir tat bıraktı bünyemde. Bir insanın hayatını aslında derinlemesine ve duygusallıklarıyle öyle güzel aktardı ki. Aktarmak istediği şey bu değildi belki ama yine de bunu yapmış oldu. Acılar, hüzünler, aşklar, heyecanlar, yalnızlıklar, korkular, meraklar, geçici hevesler… Hayat bunlarla dolu ve geriye baktığımızda önemli olan iyikilerden çok, anlar aslında. Her şeyin ve her varolanın gelip geçici olduğunu, bizde kalanın yalnızca duygular olduğunu düşündürttü.
Şu an mesela kitaptaki olaylardan çok bana kattıklarını ve hissettirdiklerini söylemek istiyorum, öyle de büyülü bir kitaptı yani. Ama açık olmak gerekirse de bazı yerlerde okurken zorlandığımı, gereksiz uzatıldığını ve abartılı şekilde uzunlaştırıldığjnı düşünsem de sonunda şu kanıya vardım: her cümle sonundaki o acıuı hissetmem için yalnızca bir yapboz parçasıydı. Biri olmasa bu kadarı olmazdı, biri olmasa ben böyle hissetmezdim, tıpkı hayat gibi.
Zaten kitapta da şöyle bir cümle vardı: “Zaman üstümüzden geçiyor, bizi ve her şeyi incecik rendeliyor, her şeyi toza dönüştürüyor.” Her şeyi de özetliyor sanırım.