Her bilenin üzerinde bir bilen vardır. Hiç kimsenin sahip olduğu ilimle böbürlenmemesi lazım. "Viraneler içre kaşaneler vardır." Bazen bir garibanın ağzından bir hikmet sadır olur ki eşini emsalini ciltlerce kitap okusan elde ede- mezsin. Ondan sebep bilgi, insanı mütevazı kılmalı, insanı kibre düşüren bilgi insanın musibetidir, felaketidir.
Ey iman edenler! Allah'a saygıda (takva) kusur etmezseniz, O size bir temyiz kabiliyeti (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir." (Enfal, 29) Eğer muttaki olursak Allah bize "furkan” verecek. Yani muttaki olduğumuzda Allah hakla batılı birbirinden ayırmamızı sağlayacak bir tefekkür, bir idrak, bir keşif mekanizması verecek bize. Öyle ki baktığında birilerinin aynada göremediğini tuğlaya baktığında görür duruma geleceksin. Takva Allah'ın yasak- larından kaçınmanın ve emirlerine yani Kur'ân'a uymanın insan kalbinde oluşturduğu bir nur, bir basirettir. İnsan Kur'ân'la ne kadar amel ederse bu nur kalpte o kadar büyür ve etkinliğini artırır.
Beni çok etkiler, Hz. Peygamber bir hadisinde şöyle diyor: "İnsanlardan öyleleri vardır ki zikrin anahtarlarıdır. Görüldüklerinde Allah hatırlanır." (Suyûti, el-Câmius-Sağîr, 2466) Yani böyle bir yönü var simanın, sûret-sîret ilişkisinin böyle bir yönü var. Üstad Necip Fazıl'ın dediği gibi;
"O yüz; her hattı tevhid kaleminden bir satır
O yüz ki göz değince Allah'ı hatırlatır."
Peygamberimiz insanların ırz ve şerefine dil uzatanların dünyada iken hak sahibinden helâllik almaları gerektiğini, aksi halde yaptıkları haksızlık oranında ahirette iyi amellerinden alınıp hak sahibine verileceğini, iyilikleri yoksa hak sahibinin günahlarının haksızlık edene yükleneceğini bildirmiştir. (Buhâri, Mezalim,10)