İnsanın mütevazı olabilmesi için önce bir vasfının olması gerekir. Mesela başarılı bir terzi, iyi bir doktor, etkili bir yazar vs. iseniz ondan sonra mütevazı olursunuz. Hiçbir şey olmayanın mütevazı olmasını gerektirecek bir durum da yoktur. Önce bir vasfın olacak, sonra o vasıftan bağımsız olarak "sen" olacaksın.
Bizim ebeveynler olarak sürekli niyetlerimizi tashih etmeye ihtiyacımız var. "Sen bu çocuğu niçin yetiştiriyorsun?" sorusunu ve ona vereceğimiz cevabı aklımızın bir köşesinde sürekli tekrarlamalıyız. "Niyetim imanlı, ahlaklı, dürüst, iki cihanda mamur olacak bir insan yetiştirmek olmalı, diğer bütün vasıflar bundan sonra gelir." ilkesini sürekli kendimize ve birbirimize hatırlatmamız gerekir.
Biz karşımızdaki insanın hak edip etmediğine bakmaksızın Rabbimizin bizden ne beklediğini düşünerek hareket etmeliyiz. Kendimize soracağımız soru, "Rabbimiz bizden ne bekliyor?" olmalıdır. Bizim insanlarla ilişkimiz, esasında Rabbimizle ilişkimizdir. Hasan-ı Basri her sabah yatağından kalktığında, "Bugün benim hakkımda kötü konuşanlara, gıybetimi edenlere, bana iftira atanlara hakkımı helal ediyorum. Rabbim hiçbir kulunu benim yüzümden cezalandırma!" dermiş. İyiliğe niyet etmek, insan hayatı için zihinsel bir konfordur çünkü kendimizi kimsenin davranışına göre ayarlamamız gerekmez.