Birçokları, kendilerine ilahi lütuf olan iztirabi değerlendirmeyip varlıklarından iterek kendisine el uzattıkları fani hazlarla zehirlendiler. Geçici tatminler onları boğdu, yine de onlar kendi katillerini kendilerinde arayacak yerde dışarıda aradılar. Mutlaktan ve sonsuzluktan yüz çevirmek için cemiyetin süsleyerek insanlar arasında yaşattığı izafi ve itibari değerlere bağlandılar.
Günahlarımızın pek çoğu belki de hepsi ondan doğmaktadır. Bu günah, kendisine nüfuz ettiği, tahakkum ettiği, idare ettiği insanı gerçek varlığından ayırır. Zekâ ile birleşir: Gururdan saltanatlar kurar. Hislerle anlaşır: Hasetten ve hiyleden kılıçlar kuşanır. İradeye bağlanır: İmanı boğar. Tahakküm ettiği varlığı etle tenin eşiğine kadar götürüp bırakır da kurtardığına inandırır: İnsanı insanlığı içinde helâk eder.
Bu günah, bu hiç affi olmayan ve insanlık içinde bulaşıcı bir hastalık halinde dolaşan bu ifrit günah ne cinayettir ne de şehvet. Bu günah, bu tedavisi kabil olmayan ruh âfeti, en büyük düşmanımız o: Nefsine karşı samimiyetsizlik.