• İslam'a inanıp da İslam'a aykırı çalışmak, ticaret yapmak, eğlenmek ve yönetmek olmaz. Bu çelişkili durumda ya münafıklık ya (ne Kuran'la yollarını ayırabilen ne de yaşadıkları ortamı değiştirmeye güçleri yeten) mutsuz ve fikir ayrılığı yaşayan insanlar, ya (yaşadıkları ortam İslam'a uymadığı için bu ortamdan kendi köşelerine çekilen) sıra dışı keşişler ya da böyle bir çelişkinin sonucu olarak İslam'dan dönen ve başkalarının dayattığı hayatı olduğu gibi kabul eden kişiler ortaya çıkar.
  • Bu kitap Havvalar için yazılmıştır. Her daim zorluklar içinde kalan, acı denen varlığın üzerlerinden bir an olsun ayrılmadığı, gözyaşının hiçbir zaman tükenmediği Havvalar için...

    Bu yolculuk taa baştan, en baştan beridir devam ediyor. Havva ve Âdem'in Cennette yasak meyvaya uzandıkları andan beri. İşte o zamandan beri Havvalar şeytan olmuştu, Âdemleri kandıran, nerede bir kötülük varsa muhakkak ki ona kadınların neden olduğu Havvalar... Âdemler ise her zaman en güçlü, en haklı, kadınlar üzerinde her daim hak sahibi olanlar olmuştu. Dedik ya Havva Âdemi kandırmıştı, bu yüzden Yaratıcı Âdemlere yetkiyi vermişti.

    Ne çok yazdım değil mi Âdem ile Havvayı. Öyle ya, kitapta olan karakterler de birer Âdem birer Havva. Özellikle Âdemler. Hepsi birer isimsiz erkekler. Kızına göz diken babalar, erkek çocuklara sulanan sübyancılar, kendi bildiği ile amel edinen şeyhler ve onunda yolunda giden bir avuç mürid. Hepsinin ortak bir yanı var. Kadınları birer meta olarak görmek, nefisleri canları ne zaman çekerse anında koynuna almak, istediği anda da bırakıp bir mendil gibi kenara atmak. Peki bu durum nereden kaynaklanıyor? Fiziksel bir güçten mi? Yoksa, dini durumlardan dolayı erkeğin kadından üstün olduğu inancın akıllarda, kafalarda yer edinmesi mi? Ortada bir suç varsa o da cehaletten kaçmayan insanlardır. Asırlar önce onları birer utanç kaynağı gördükleri kızlarını diri diri gömmekten çekinmeyen insanlar yok mu oldu acaba? Hayır, en çirkiniyle nefes almaya devam ediyorlar. Belki bizler birtakım haberlerle, verilen komik 3-5 cezalarla bunun yok olduğunu zannediyoruz. Fakat o canavar ruhlu şeytanlar geziyordu Âdemlerin içinde. Sokakta, plajda, evde, odada başını her fırsatta çıkarıyordu, kusuyordu içindekini, ne kadar pislik varsa Havvaların üstüne. Duyamıyorduk biz o içten içe çığlıkları. Körkütük sarhoş bir babanın öz kızı üzerinde hırlamasını bizler duyamıyorduk. Çünkü Havvaların durumu böyleydi, #37361403 kaderleri böyle yazılmıştı. Evet, kadınların ruhu birer kuyuydu. Kimsenin elini uzatmadığı, karanlıklar içinde terkedilmiş birer Havvaydı onlar. Orada gözyaşı ve acıdan başka bir şey yoktu.

    Günümüzde yaşanan toplumsal olayları güzel bir hikâye tadında anlatan fakat hikâye ve güzelliğinin yanında tüm gerçek ve yaşanan acıları da sonuna kadar hiç çekinmeden haykıran bir eser. Bir yanda tüm acılara karşı birlik olmanın ne kadar bir erdem olduğunu gösteren Havvalar, bir yandan da yapmış oldukları çirkinlikler karşısında en büyük cezalara çarptırılan Âdemler. Kimin haklı kimin haksız olduğunu vicdanlarınız cevaplayacaktır.
  • Ne çok birikmiş anlatacaklarım. Ne çok susmuşum ben bu ara. Ne çok yara almış kalbim. Umutlar biriktirmiş, hayaller kurmuşum.
    Öyle ki bazen.. bazenler sığmıyor, yetmiyor biliyor musun ?
    Şimdi bir sahil kenarında oturmuş denizi izlemek istiyorum. Ama sadece izlemek hiç düşünmeden.. gözlerim dolmadan, kursağıma harflerim dizilmeden. Sadece izlemek..
    Kafanda soruların olmadan cevapları beklemeden sadece öylece bakmak.
    Bazen kendimi karşıma alıp anlatmak istiyorum olanı biteni. Yaptığı yanlışları,verdiği fazla değerleri, fedakarlıklarını, yüzmeyi bilmediği denizde boğulmalarını, çırpınışlarını..
    alıp karşıma böyle böyle yaptın yapma demek istiyorum. Dinlen demek istiyorum. Sessizce kal, kafanda olan sesleri sustur, dinleme demek istiyorum. Ama diyemiyorum. O sesler öyle güçlü ki.. o kalp ağrısı o kadar sancılı ki ..
    Ah kalbim.. Ah!
    Hanife Hacıbektaşoğlu
  • "Hayatımda yalnızca bir defa gerçekten sevildim. Herkes bana daima nazik davranırdı. En uzaktan tanıdıklarım bile bana kaba veya haşin, hatta soğuk
    davranmaya çekinirlerdi. Ben de ara sıra da olsa biraz yardımcı olsaydım, bu nezaket -kesin olmasa da- sevgiye veya şefkate dönüşebilirdi belki. Fakat böyle bir
    çaba içine girmeye ne sabrım ne de zihnim yetti.

    Kendimdeki bu durumu ilk fark ettiğimde -kendimizi çok az tanırız biz insanlar- utangaçlığıma bağladım halimi. Fakat daha sonra bunun utangaçlıkla
    alakalı olmadığını fark ettim; hayata karşı duyduğum bıkkınlıktan farklı olarak, duygusal bir bıkkınliğın ve aralıksız olarak bir şeyler hissetmeye karşı, hele de
    sürekli bir çaba içinde olmam gerekiyorsa, bir sabırsızlığın beni sardığını anladım. Düşünmeyen yanım, "Ne gereği var?" diye düşünüyordu. "Nasıl"ların cevaplarını verecek kadar akıllı ve psikolojik duyarlılığa sahip bir insanım fakat bu "Niçin"ler daima benden kalmışlardır. Azmimdeki zayıflık, bir şey istemeye
    bile azmimin olmamasıyla ortaya çıkıyordu daima. Aynı durum duygularımda, zekâmda, kendi irademde
    ve hayatımda da kendini gösteriyordu.

    Fakat hain kader, beni birini sevdiğime inanmaya ve karşılığında da gerçekten sevildiğimi fark etmeye zorladığında, ilk başta sersemledim ve kafam allak
    bullak oldu, sanki piyangoyu tutturmuşum da kazandığım yüklü miktarda para tedavülden kalkmış gibiydi. Ardından, bir insandan ibaret olduğum için epey
    bir gururum okşandı. Ancak, o en doğal insani duygularım kısa sürede, yerini yalnızca yoğun bir bıkkınlık, aşağılanma ve yorgunlukla tanımlanabilecek bir hissiyata bırakmak üzere buharlaştı."
  • “Sonra ilk önce ben öleceğim. Sen benim yarıda bıraktıklarımı derleyip toplayıp bitireceksin ve beni bulmaya geleceksin. Ve böylece, her şeye rağmen güzel olan hayatımızı yaşamış ve bitirmiş olacağız. Bak böyle ölümden bahsederken katiyen keder duymuyorum. İçimde, o zaman sevmiş, sevilmiş, sevdiğine ve insanlarına karşı vazifesini yapmış bir insanın rahatlığı olacak ki, bu, ölümün mendeburluğunu güzelleştirebilen biricik şeydir.
    Seni seviyorum ve yukarıda anlattığım ölüm anına kadar daha çok vaktimiz var. Seni seviyorum ve senden bir çocuk daha istiyorum.”
  • "Çünkü bir insanın büyüklüğü, değeri, yakınları tarafından en çok onu yitirdikleri zaman anlaşılırdı. Bu her zaman böyle olmuştur. Böyle olacaktır..."