• Tevrat’taki en önemli kişiliklerden birisi olan Hz. Musa, İsrailliler’in lideriydi. İncil’e göre halkını Mısır firavununun elinden kurtarmıştı. Daha sonra İbraniler’e On Emir’i getirmiş ve -Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam da dahil olmak üzere- pek çok inanç sistemi tarafından ilk kanun koyucu olarak kabul edilmiştir. Hz. Musa’nın kanunları tüm bu inanç sistemlerinin ahlaki temelini oluşturmaktadır.
    Hz. Musa’nın hayatına ilişkin İncil’de yer alan ayrıntıların pek azı tarihsel veriler tarafından doğrulanmaktadır. 120 yıl kadar yaşaması gibi kimi bilgilerin ise gerçek olması mümkün gözükmemektedir. Hz. Musa eğer gerçek bir kişilikse MÖ 1500-1200 yılları arasında bir zaman diliminde Mısır ve Ürdün civarında yaşamış olduğu tahmin edilmektedir. Yaşadığı dönemin, Mısır firavunu 2. Ramses’in (MÖ 1303-1213) hükümranlığına denk düşmesi olasıdır.
    Tevrat’ın Yahudilerin Mısır’dan ayrılışını konu alan kısmındaki kimi ayrıntılar Hz. Musa’nın kökenine ilişkin bir fikir vermektedir. Buna göre Hz. Musa’nın doğduğu gün Firavun, yeni doğan tüm Yahudi erkek çocuklarının öldürülmesini emretmiştir. Hz. Musa’nın annesi Yokebed bu emre itaat etmek yerine bebeğini bir salın üzerinde Nil Nehri’ne bırakmıştır. Hz. Musa’yı Firavun’un kızlarından biri bulmuş, sahiplenmiş ve bir Mısırlı olarak yetiştirmiştir. Yıllar sonra Hz. Musa, firavunun kölelere zulmeden bir görevlisini öldürünce Mısır’dan kaçmak zorunda kalmıştır.
    Hz. Musa gittiği yerlerde Yahudiler’le kaynaşmış, çok geçmeden Yahudi halkını kurtarması için Tanrı tarafından kendisine emir verilmiştir. “Çıkış Kitabı”na (Exodus) göre Hz. Musa, kardeşi Harun’la birlikte Mısır’a dönmüş ve Firavun’dan bir istekte bulunmuştur: “İnsanlarımı özgür bırak.” Firavunun bunu reddetmesi üzerine Mısır’ın başına -çekirge istilası, dolu, ilk doğan erkek çocukların ölümü gibi- on büyük felaket gelmiştir. Tüm bunlardan sonra firavun pes etmiş ve Hz. Musa, ikiye ayrılan Kızıl Deniz’in arasından geçerek Yahudi halkını anavatanlarına geri götürmüştür.
    Tanrı yolları üzerinde durakladıkları Horeb Dağı’nda Hz. Musa’ya On Emir’i vahyetmiş, ancak sabırsızlığından ötürü Hz. Musa’ya öfkelenerek Vaat Edilmiş Topraklar’a girişini engellemiş ve onu cezalandırmıştır. Hz. Musa, Yahudiler’in İsrail’e varmalarından hemen önce Ürdün Nehri’nin doğu kıyısında ölmüştür.
  • Gün geçtikçe daha iyi anlıyorum: Türk "entelektüel"i, Türk aydını, Türk ülkesi denilen bu engin ve ıssız dünya içinde bir garip yalnız kişidir.
  • 152 syf.
    ·4 günde·Beğendi·8/10
    Fahrenheit 451 in yazarı Ray Bradbury' nin kendi yazım tekniklerini anlattığı bir kitap içerinde güzel öneriler bulunuyor. Kendisinin yazmış olduğu eserlerin nasıl ortaya çıktığını anlatmış. Mars Yıllıkları adlı kitabını da merak ettim bu sayede o da alınacaklar listesinde artık. Yazma işine deneme ile başlayıp asla pes etmeyerek en iyisini yazana kadar devam etmemizi öneriyor. Belli mi belki bir gün bende bir şeyler yazarım.. Bu yayinevini ilk kez okudum bayağı beğendim içeriğini, kalitesini. Daha fazla şans verip okumalıyım.
  • 144 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Çağının çok önünde bir görüye sahip cesur, bilge ve vicdanlı bir "insanın", toplum, aile, devlet, militarizm, aşk ve evlilik gibi konulardaki görüşlerini okuyoruz kitapta.
    Emma Goldman, anarşizm ve feminizm gibi anlaması ve anlatması meşakkatli meseleleri yalın bir dille aktarırken zihin açıcı tespitlerde de bulunuyor.
    Goldman, fikirlerini insanın doğasının iyi olduğu varsayımı üzerine inşa ediyor, "Anarşizm, insanlığa ve onun potansiyellerine inanmak üzerine kurulmuştur". Eğer insan mülkiyet, otorite gibi insanı köleleştiren unsurlar yüzünden kaybettiği özüne tekrar ulaşabilirse kurtuluşa ermiş dolayısıyla anarşizm de gerçekleşmiş olacaktır.
    Benim gibi tahayyül edilen dünyaya nasıl ulaşılacağı konusunda fikir sahibi olmak isteyen meraklı okuyucularına da şu cevabı veriyor Goldman, "Benim inandığım nihai hedeften ziyade bir süreçtir".
    Aslında kitabın daha ikinci sayfasında " ben doğup büyümedim; yoğruldum" derken idealini kurduğu toplumsal forma varmanın yolunun yaşamaktan ama hissedek, farkına vararak ve emek vererek yaşamaktan geçtiğinin mesajını alıyoruz. İnsan ancak hamur gibi yoğrularak insan olabiliyor zira.

    Kitabın en dikkat çekici ve özgün kısmı elbette evlilik ve aşka dair bölüm. Yazar, daha ırk ayrımcılığı gibi sorunlarını çözememis 1900'ler Amerikasın'da kadınların, ancak hapsedildiği eril hegomanik unsurlardan ve kendini erkek mülkiyet dünyasının doğal bir parçası olarak görme yanılsamasından tamamen sıyırarak özgürleşebileceğini söyleyecek kadar nokta atışları yapmaktadır.

    Aynı bölümün en sonunda, Goldman, kitabin tamamında ayrı ayrı değindiği konular ve bunlara ilişkin sorulara adeta ortak bir cevap veriyor.
    "Bir gün, bir gün gelecek, kadınlar ve erkekler isyan edecekler, dağın zirvesine erişekler, aşkın altın ışınlarının altında büyük, güçlü ve özgür olarak buluşacaklar, almaya, katılmaya, keyifli bir durumun tadını çıkarmaya hazır bir halde yaşayacaklar... Şayet dünya, gerçek yoldaşlığı ve tekliği doğuracaksa, böyle bir yoldaşlığın ve tekliğin kaynağı evlilik değil, aşk olacaktır."


    NOT: Öyle bir dünya olur mu bilinmez. Bugünden bakınca zor gibi duruyor. Ama olacaksa da Kızıl Emma gibi düşünen ve yaşayan kadınlarla olacaktır orası kesin.
  • Biliyorsun.
    Hala birine aşık olabilirim.
    Sana hiç benzemeyen çocuklarım olur..
    Adının hiç anılmadığı bir hayat kurarım.
    Hayalimdeki yüzünü eskitir zaman..
    Biliyorsun.
    Herkes bir yolunu bulup tamamlanır aslında.
    Herkes unutur.
    Annenin cüzdanın çaldığın paralar gibidir bazı şeyler.
    Belli oluncaya kadar devam edilir.
    Biliyorsun.
    Belli oldun !

    Biliyorsun.
    Unutabilirim.
    Zaten ben kimleri unuttum.
    Onlardan biri olur, hayatımın en kullanılmayan yerine kaldırılır suretin.
    Tozlanırsın.
    Üzerin örtülür.

    Biliyorsun.
    Seni sevdim !
    Bir gün kör kalsaydın da severdim.
    Ellerin olmasaydı mesela.
    Ellerin olmasaydı, sen bile kendini sevmezdin oysa..

    Biliyorsun.
    Kimsenin tek bir seçeneği yok bu hayatta.
    Hala bana seni unutturacak insanlar tanıyabilirim.
    Başka bir ses kazınır kulaklarıma.
    Biliyorsun herkesin kendini kurtaracak bir bahanesi vardır aslında.

    Oysa;
    Bir ömür armağan edebilirdim sana,
    Biraz yardım etseydin bana..
  • 336 syf.
    ·Puan vermedi
    Kitabı çok kısa bir sürede bitirdim . HARİKAYDI!

    A her gün farklı bir beden içinde uyanıyor. Bunun neden olduğunu bilmeden hayatını sürdürmeye çalışıyor. Kimsenin hayatını alt üst etmemeye her şeyi kuralına göre uyguluyor. Bu böyle sürerken bir gün kendini Justin adında bir erkek bedeninde bulur. Olay çok sıradandır. Okula gitmesi ve Justin'in o gün ne yapması lazımsa onları yapması bekleniyor. Ama Justin'in sevgilisi Rhiannon'u görünce koyduğu kuralları bir günlüğüne bozmaya karar veriyor. Aslında Justin ile Rhiannon'un ilişkileri çok karmaşık durumda. Buna kayıtsız kalamıyor ve olayların akışı birden değişiyor. Artık A Rhiannon'a aşık olmuştur. Her bedende onu ararken bulur kendini.
    Sonunun böyle bitmesi gerekmiyordu bence ama yapacak bir şey yok maalesef.

    Kitabın ikincisi varmış 'Başka bir gün' dahaca almadım ama almayı düşünüyorum . İkinci kitap kızın ağzından anlatılıyormuş .