• Ve seni kıskıvrak yakalayan imge
    yaşatmaya devam ediyor
    seni uykusuzlukta ve boğuntuda
    Her zaman senin yanındadır bu geçen imge
    Şimdi kıyısındasın Akdeniz'in

    Bütün yıl çiçek açan limon ağaçlarının altında
    Arkadaşlarınla dolaşıyorsun sandalda
    Biri Nissart biri Mentonasque ikisi de Turbiasques
    Bakıyoruz korkuyla derinliklerin ahtapotlarına
    Ve arasında deniz yosunlarının yüzüyor balıklar
    imgeleri kurtarıcının

    Prag dolaylarında bir hanım bahçesindesin
    Kendini çok mutlu hissediyorsun bir gül var masanın
    üstünde

    Ve düzyazı ile hikâyeni yazacağın yerde
    Gülün göbeğinde uyuyan tırtıla bakıyorsun
    Korkarak görüyorsun kendi resmini Saint - Vit
    akiklerinde

    Ölesiye hüzünlenmiştin gördüğün gün kendini orada
    Gün ışığıyla çılgına dönen Lazare'a benziyorsun
    Yahudi mahallesindeki saatin akreple yelkovanı geri
    geri gidiyor

    Sen de geri geri gidiyorsun hayatta yavaş vavaş
  • "Bu varlığı bütün gün, hatta belki de ömür boyu mutsuz etmek için nasıl da yetiyordu küçücük bir şey..!"
  • 1962 yılına ait bir kitaptan...

    "Yeni Life dergisinde büyük bir makalenin yer aldığını gördü: AVRUPA'DA TELEVİZYON: GELECEĞE BAKIŞ. İlgisini çeken makalenin bulunduğu sayfaları açınca oturma odalarında televizyon izleyen bir Alman ailesinin fotoğrafını gördü. Bu Makaleye göre Berlin'den şimdiden günde dört saat görüntü yayını yapılıyordu. Bir gün tüm büyük Avrupa şehirlerinde televizyon istasyonları yer alacaktı.Ve 1970'e gelindiğinde New York'ta da bir tane inşa edilmiş olacaktı..."
  • 344 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Herkese selam. Şu an kendimi neden bilmiyorum ama yüz tane kitap yorumu yazabilirmiş gibi hissediyorum. Bu his kaybolmadan işe koyulsam iyi olacak galiba.

    Her Şey benim çoooooooook uzun zamandır okumayı çoooook istediğim bir kitaptı. Bu kadar istememe rağmen her kitap alışverişimde listeden çıkartıyordum ama yine de çok istediğim bir kitaptı. En sonunda dayanamayıp ne yazık ki pdf okudum. Şimdi de okuduğun bir kitabı almanın mantığı yok ama yine de almak istiyorum ikilemi ile boğuşup almak zorunda kalacağım ama HER NEYSE.

    Nerede gördüm hatırlamıyorum ama bu kitabın arkasını okur okumaz dedim ki, "bu kitabın kötü olma imkanı yok". Çünkü yani bilmiyorum ama John Green betimlemesi gibiydi. Gözünüzün önünde olan çok güzel bir şeyi ilk başkasının fark etmesi ve onu size anlatması ve sizin "evet, evet bunu nasıl daha önce fark etmem" deme hissiniz çok güzel. Kitabın arkasında yazan şey ise:

    Bazen en sevdiğim kitapları sondan başa tekrar okurum. Son bölümden başlar ve başa kadar tersten okurum. Bu şekilde okuduğunuzda, kitabın bölümleri de umuttan çaresizliğe, kendini tanımaktan şüpheye doğru gider. Aşk hikayelerinde çiftler sevgili olarak başlar, sonunda yabancı olurlar. Yetişkinliğe ulaşma kitapları yolunu kaybetme hikayelerine dönüşür. En sevdiğiniz karakterler yeniden doğar.

    İşte bu kısmı okur okumaz vuruldum kitaba. Tabii Düzenbaz'a karşı da böyle hissetmeme rağmen işler hiç umduğum gibi gitmemişti. Bu yüzden Her Şey'de de bunu yaşamaktan korkuyordum ama neyse ki her şey çok güzel gitti.

    Kitapta Madeline adında bir kızımız var. 18 yaşına girmek üzere ve tüm hayatı boyunca, bir kez bile dışarı çıkmamış. Çünkü kendisinde AKİY denen bir hastalık var ve bu hastalık, her şeyden tetiklenip sizi öldürebileceği ve sizin de dışarıda olan her şeyle savaşmanıza imkan olmadığı için evde kalmanızı gerektiriyor. Madeline de aynen bunu yapıyor. Beyaz duvarlı beyaz odasındaki beyaz kanepesinde kitap okuyor, ödevlerini yapıyor ve akşamları annesi ile birlikte vakit geçirip, birlikte kutu oyunları oynuyorlar.

    Ancak bir gün, Madeline'lerin yanındaki eve bir aile taşınıyor. Bu ailenin Olly adında, Madeline'in aşık olacağı, Olly'nin tabiriyle 'aşırı seksi' bir çocuk var. Ve Madeline bu çocuğa aşık olduktan sonra da, işler haliyle biraz yolundan çıkıyor. Çünkü 'aşk öldürür' ve 'sevgi insanları birazcık delirtebilir'.

    Konusu genel olarak böyle olmasına ve sıradan gözükmesine rağmen ben gerçekten okurken aşırı eğlendim. Madeline ve Olly'nin yakınlaşma aşamaları gerçekten çok komik ve eğlenceliydi. Olly'nin birkaç gün süren, özür niyetindeki Bundt Kek şovunu yüzümde sinsi bir sırıtışla okudum. Yazarın dili çok sade ve akıcı olduğundan -bu kadar sade olması bana biraz çıplak hissettirdi- her şey çok hızlı oluyormuş gibi geldi ama yine de epey eğlendim.

    Madeline ve Olly biraz daha yakınlaştıktan sonra yapılan yazışmalar da gerçekten çok tatlıydı. Olly'nin sürekli 'i'm sexy and i know it' cümleleri, Madeline'in arkadaş kalalımlarını 'tamam' demesine rağmen çaktırmadan hiçe sayması ve Madeline'in hiç tatmadığı duyguları tatmaya, aşkı ilk defa deneyimlediğinden dolayı yaşadığı o heyecan çok sevimliydi.

    Ve hikaye böyle devam ederken, aklıma asla gelmeyen HİÇ BEKLENMEDİK bir şeyi okumak da beni gerçekten şaşırttı. Bu olay olmadan da kitaba düşük bir puan vermezdim ama o kısımları okurken gerçekten 'nE' oldum biraz. O an okurken epey beğenmeme rağmen şimdi bir daha düşününce ama, olmasa da olurmuş diyorum. Böyle kitaplarda beklenmedik, değişik, sürpriz şeyler okumayı pek sevmiyorum nedense.

    Bunlar dışında kitap gerçekten güzeldi. Yazarın dili bu kadar sade olmasa bilmiyorum ama, daha çok sevebilirmişim gibi geliyor. İçerisinde gerçekten çok güzel alıntılar vardı ama kitabın sadeliğinden dolayı biraz harcanmışlar gibi hissettim. Ama onları daha üzücü fotoğraflarla daha sonra paylaşacağım. Üzüntü alıntıları toplu paylaşmayı bildiğiniz gibi hiç sevmem, saygısızlık gibi geliyor biraz djdkf (i have problems, i know)

    Tam unutacakken aklıma yeniden geldi. SON bir şey daha söylemek istiyorum. Aslında iki. (yorum bittikten sonra üç oldu) Biri, Olly gerçekten güzel bir karakterdi. Sokak parkuru yapması, buna ilgi duyması beni gerçekten aşırı sevindirdi. Çok özgün ve güzel geldi bana. Yazar keşke Olly'nin bu özelliği üstünde biraz daha fazla dursaydı ve Olly'i benim için daha kalıcı yapsaydı. Çok güzel olurdu.

    Şimdi aklıma gelen şeyle, ikinci şey, kitabı daha da kısa yapan bazı resimler, Madeline'in spoilerlı inceleme yazıları ve kendince hazırladığı sözlük aşırı hoştu. Özellikle sözlük için seçtiği kelimeler ve bunlar için yazdığı açıklamalar aşırı hoşuma gitti.

    Son şey ise, kitabın sonunu gerçekten çok sevdim. Kitabın başlarında, ortalarında değinilen şeylerle sonların bağlanmasını çok seviyorum, çok hoşuma gidiyor ve BU KADAR GÜZEL BAĞLANDIĞINDA daha da hoşuma gidiyor, hayran oluyorum. Yazar çok güzel bir son yazmış, biraz imrendim. Yüzümde bir gülümseme ile bitirdim kitabı.

    Yani, eğer rs'deyseniz, canınız sıkkınsa ve hafif, tatlı, eğlenceli ve güzel bir şey okumak istiyorsanız KESİNLİKLE bu kitabı okuyun. Okurken gerçekten hem güldüm, hem duygulandım hem de sımsıcak hissettim. Bir şans vermeniz gerektiğini düşünüyorum. Ben yazarın diğer kitabını da okuyacağım, ama dili zaten aşırı sade ve kola olduğundan onu ingilizce okumaya karar verdim. Bu kadar.

    Dipnot: sevgi bazı açılardan gerçekten çok korkunç.
  • “Bu dünyada hepimizin, her birimizin bir sürü kusuru olduğu su götürmez. Ama, bir gün gelecek, umarım yakında bir gün, bu kusurları ölümlü bedenlerimizde bırakıp sıyrılacağız. Bu et yüküyle birlikte bütün günahlarımız, bayağılıklarımız üzerimizden düşecek. Geriye ruhun kıvılcımı kalacak yalnız...”
    Charlotte Brontë
    Sayfa 83 - Can Yayınları
  • Bu dünya devri âlemdir, daima durmaz döner,
    Can feneri püf diye âkibet bir gün söner,
    Eğer felek mahvederse bu değersiz ismimi,
    Size yadigâr olarak veriyorum resmimi.
    Kemal Tahir
    Sayfa 194 - İthaki Yayınları
  • Tam karşımda ardına kadar açık pencereden rıhtımda çiçek satan kadınların gülüşleri duyuluyordu. Pencerenin kenarında, şirin, sarı renkli ve küçücük bir çiçek gün ışığına doymuş hâlde taş çatlağının üstünde rüzgârla dans ediyordu. Her şey bu kadar güzelken o korkunç son nasıl çıkabilirdi ki?