• Bugün verilen iyiydi. Yulaftan yapılanların en iyisi. Her zaman çıkmazdı. Günde iki sefer ya bulgur çorbası verirlerdi ya da sulandırılmış un. Bu yulaf ezmesi daha doyurucu oluyordu. Bütün mesele de buydu işte.
    Şukov çocukluğu boyunca yulafla beslediği atları düşündü. Bir gün bir avuç yulafa hasret kalacağı aklına bile gelmemişti.
  • Bu kitabı elime aldığım zaman gerçekten çok heyecanlanmıştım. Okumaya başlarken de aynı heyecan devam etmekteydi. Kendim de ülkemizin doğu bölgesinde doğup sekiz yaşıma kadar orada yaşadığım için bir kış mevsiminde okullara zor şartlar altında gitmenin, okula varana kadar ayakkabılarından içeriye usulca giren suyun çoraplarını ıstlatmasını, okula vardığın zaman öğretmeninin seni sobanın yanına oturtup seninle uzun uzun ilgilenmesinin ne demek olduğunu biliyorum. Yaşım itibari ile henüz küçük olsamda bu kitap benim kısa hayatımdan uzun yerleri de içine katmış bir kitaptır.

    Bir öğretmenin doğuda aylar boyunca kış mevsimini yaşaması, daha önce hiç içinde bulunmadığı, dillerinden anlamadığı, dilinden anlamayan insanların arasında kendini bulan öğretmenimiz;
    Bir tek şey istiyorum
    Çaresizliği yenmek.
    Diyor. İçinde bulunduğu durumdan kurtulmak isteyip istemediğini bile bilmeyen öğretmenimiz hiç bilmediği bir geçmişi düşünerek yeni bir gelecek, yeni bir gün hazırlıyor kendine. Nerde olduğunu, kim olduğunu bilmeyen öğretmenimiz kendisini bir anda içinde bulduğu bu Hak. Kentinde yaşamına devam edip hayatında hiç tanımadığı insanlara, hiç tanımadığı kendisini de alarak bir öğrenim yoluna koyuluyor. Hem öğretiyor hem öğreniyor. Kendini bir anda öğretmen olarak bu kentte bulan öğretmenimiz kalemi, kitabı, defteri, ve insanlığı da alarak masasını, sandalyesini, kara tahtasını yaparak dillerini bilmediği küçük yüreklere dersler verip onlara hem hayat bilgisini hem de hayatın gerçek yüzünü göstermektedir. Belki de kendi de hiç bilmediği bu yüreklerin arasında hayatın yeni bir yüzünü görmüştür. Bir öğretmen olmadan da onu anlayabildiğim için kendimi şanslı hissediyorum...
    Öğretmenlerimiz iyi ki varlar. Belki ben yaptığım meslek seçimini öğretmenlikten yana kullanmadım. Seçimimi psikolojiden yana yaparak kendimi yine de öğretmenlere yakın hissediyorum. Çünkü onlar bilmedikleri kıyı da bir kente, bilmedikleri insanların arasında onları anlamaya çalışırken ben de ileride mesleğimi ele aldığım zaman onlar gibi hiç bilmediğim insanları anlamaya çalışacağım...

    Doğu da Hak. Kentte kış mevsiminin zor şartları altında kısada olsa o dönemi öğretmenimizin kısa ama içinde uzun bir ömür olan ikinci ve tek ömrü olarak sayıyorum. Öğretmenimizin ölen bebelerle, biten hayatlarla, adaletsizlikle, töreyle tükenen bu kentte geçirdiği zaman dilimi bize gösteriyor ki bizim bilmediğimiz yerlerde de bir nefes var ve o nefesler bizi bekliyor olabilir. Onlara bir şeyler katabiliriz. Onlardan bir şeyler alabiliriz...
    Öğretmenimizin de dediği gibi :

    Hiç kuşkusuz
    bir kez
    birinin
    bozması gerek
    töreyi.

    ...
    Biz bozabiliriz töreyi. Adaletsiz bir düzen olmasın bu topraklarda... Tümüyle bir eşitlik olsun demiyorum. Sadece adalet olsun istiyorum....

    "Karın üstünde yalınayak yürüyüp ölmeyenlerdensiniz. " dediği çocuklardan değiliz biz belki ama onları anlayıp da hayatımızın aslında çok basit olduğunu yeniden hatırlamalıyız...

    Ve son alarak kitapta beni çok etkileyen şu bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum ;
    " Hoca, benim kardeş hasta, diyor.
    Nesi var? diyorum.
    Ateşi var çok, diyor. Ölecek.
    İlaç vereyim mi? diyorum.
    Hayır, portakal ver, diyor.
    Portakal yememiştir hiç."

    ...
    Hiç portakal yememiş bir insanı ölümden kurtarmak yerine ona bir portakal vermek onu o an için ölümden kurtarmaktan daha iyiydi belki de...

    Edgü'nün bu muhteşem eserini okumayanlarında en kısa zamanda alıp okumalarını bu kitaba da kitaplıklarında yer vermelerini isterim...

    Şimdi "Yattığın yerden kalkıp eline kalemi alıp yaşamadan ölenleri yaz."
  • Güzel kurgu tahmin edemediğim bir ton olay. Tahmin ettiklerim tutmasa da kitap aşırı iyiydi. Yazar var yazıyor yani. Film oluyormuş film !! Okuyun bu kitabı okuyun
  • Savas ve barış çok büyük beklentilerle başladım. Karakterler ve konun beni sarması için 400 sayfa direndim . 2 ay boyunca kitaba savaş açtım ama artık devam etmemeye karar verdim . Ham çıkmış bir karpuz benim için.hayat çok kısa okunacak çok kitap varken bu kitap sarsin beni diye uğraşmam. Suç ve ceza daha iyiydi. Tolstoy diğer kitaplarını da okudum.iyiydi onlar. Ama bu çok havada kaldı savaş ve ordaki olaylar beni sarmadı karakterler benden biri değildi.
  • ilk okuduğumda kitabı bir çocuk kitabı sandım. Sıkıldığım, kitabı bırakmayı düşündüğüm çok oldu. Ama iyiki bitirmişim. Kitabın sonundaki analiz çok iyiydi.

    Kitabı bırakmak istememin sebebi kitabın akıcı olmayışıydı. Kitabı hızlı okuyabiliyorsunuz ama sürekli kişileri olayları ve devamını düşünmek zorundasınız.Ve bir sonraki paragrafta olayı çözebiliyorsunuz. Yazarın tarzı böyleymiş diyelim.

    İkincisi betimlemeler çok iyi değildi , ya da çeviri iyi değilmiş. Ben adayı ve barınakları çok kafamda canlandıramadım.

    Kitap çocuk kitabı değil anlaşılması biraz güç. Erişkinler için de çok hayali anlamsız gibi duruyor.

    Kitabın olumlu yanı yazarın değişik tarzını öğrenmem ve öykünün insanlara gerçekçi bir mesaj vermesi.

    Medeniyetten vahşiliğe geçiş. hayali korkular ve mantık dışı hareketler. Kitabım sonundaki analizde yazdığı gibi : bu kitabı yazar 2.dünya savaşı gibi kanlı bir savaştan çıkan bir yazar yazmış. Onun için insanların vahşiliğine meyline çok saşmamak gerek.

    Kitabın sonundaki incelemeden sonra bir inceleme yapmak ayıp oldu ama :)
  • Yabancı bir arkadaşımın doğum günü hediyesi sayesinde bu muhteşem öyküleri okuma fırsatı buldum. Doğum günümde Poe'nin karanlık dünyasına keşfetmek ve yeni okur olarak katılmak mutlu hissettirdi. Eminim Poe yolculuğum hiç kısa sürmeyecek.

    Ruhsal çözümlemeler o kadar iyiydi ki, Kara Kedi'de vicdansız bir katil, Kuyu ve Sarkaç'ta idam mahkumu, Diri Diri Gömülüş'te adeta mezara gömülmüş biri gibi hissettim. Gerilimin eksik olmadığı bu yazarın diğer hikâyelerine karışmak için sabırsızlanıyorum.
  • Genç kuşaklara bugün "eskiden toplumda ahlak daha iyiydi, daha sağlamdı" derlerse inanmasınlar. Eskiden ahlak, her yönden bugünkünden çok daha çürüktü, bozuktu. Özellikle seksüel ilişkiler çok pisti. Ne var ki bu pislikler, çok daha örtülü, saklı, gizliydi, ama yine de herkesçe bilinirdi.
    Aziz Nesin
    Sayfa 273