• 208 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Bir çok bookstagrammer ve booktuber'da gördüğüm bir kitaptı, kitap alışverişi yaparken çocuk kitaplarının bulunduğu rafta gördüm ve merak edip aldım. Bir de tabii kapağı çok güzeldi. O da kitabı almamda ve okumak istememde etkili oldu. Ve ismi...

    Kitapta genetik bir hastalık yüzünden (ismi Stargardt imiş) görme yetisini yavaş yavaş kaybeden Mafalda isimli küçük bir kızın öyküsünü okuyoruz. Mafalda'nın okulunda bir ağaç var, kiraz ağacı. Bir gün okula giderlerken Mafalda, babasına bir adımının uzunluğunu soruyor. Babası yaklaşık yarım metre olduğunu söylüyor. Mafalda da bunun üzerine arada bir ağacı görebildiği en uzak yerden ağaca kadar olan uzaklığı/mesafeyi adımlıyor. Ve ne kadar uzaktan ağacı görebildiğini ölçüyor. Bilmem söylememe gerek var mı, bu mesafe giderek kısalıyor hastalığı ilerledikçe.

    Etkileyici bir hikaye, ama beni en çok etkileyen yazarın da aynı genetik hastalığa sahip olduğunu öğrenmek oldu. Okurken zaten yaşamış gibi oluyorsun ama birilerinin bunu GERÇEKTEN yaşadığını, hatta bizzat yazarın benzer şeyleri yaşadığını öğrenince ve bir nevi yazarın kitapta kendi hikayesini anlattığını anlayınca daha bir farklı gözle bakıyorsunuz kitaba, ister istemez. BU SADECE BİR KURGU DEĞİL, diyorsun. Ve daha çok etkileniyorsun...

    Çok etkilendiğim bir sahneye de yer vermek istiyorum; sonlara doğru Mafalda'nın "çok sevdiğim şeyler" listesinde "bir kitap yazmak" diye bir madde vardı ve Mafalda arkadaşına bir kitap yazması için kendisine yardım edip edemeyeceğini soruyordu. Arkadaşı kabul ediyordu ve kitaba nasıl başlayacağını düşünüp düşünmediğini soruyordu. Mafalda da "Bütün çocuklar karanlıktan korkar..." diye başlayacağını söylüyordu. Bundan bu kadar etkilenmemin sebebi, bu cümlenin bu kitabın ilk cümlesi olmasıydı...

    Çok çok çok güzeldi...

    Çok çok çok etkileyiciydi...

    Bir de, bu kitabın, Küçük Prens ve İçimdeki Müzik hayranları için çok özel bir yeri olacağı söyleniyor başında. Ben bahsi geçen kitapların ikisini de okumadım ama yakın zamanda okumayı planlıyorum. Yakın olamasa da bir zaman...

    Ben kolay kolay bir kitaba 10 puan vermem, ama buna verdim, çünkü GERÇEKTEN hak ediyordu. Ben kolay kolay bir kitabı herkese tavsiye etmem, ama bunu ediyorum, çünkü KESİNLİKLE okumalısınız. Sadece okumayan çok şey kaybeder demek istiyorum, başka da söyleyecek bir şeyim yok...

    Okuduğunuz için teşekkür ederim. Herkese iyi günler, iyi okumalar diliyorum <3
  • 280 syf.
    ·Puan vermedi
    Merhabalarr Bugün sizlere moderatörlüğünü üstlendiğim @dorlionyayinlari ndançıkan ve @celikz_ayasalcu 'nun kaleme aldığı #yansımalar ile geldim...
    .
    .İnsanların düşüncelerini okuyabiliyor olmak ister miydiniz? Beyinlerine girip neler düşündüklerini öğrenmek kulağa cok hoş geliyor.Peki onların da sizin düşüncelerinizi okuyor olmaları.
    .
    .Ayas Alcu serisi #kayıpruh ilk kitabını severek okumuştum.Serinin devamı olan ikinci kitap #yansımalar aynı heyecan,merak ve yazarın donanımlı güzel anlatımı ile devam ediyor...İlk kitap gibi anlaması kolay degil ikinci kitapda farklı karakterler ve olayların analizleri ile başlıyor. Onun için okuyucuya tavsiyemdir sakın ve anlaşılır bir zaman diliminde okunmalı. Aksi takdirde anlamakta güçlük çekilecektir.Karakterlerin ve olay örgüsünün okuyucuyu ilerledikçe daha iyi anlamasına ve çözümlemesine katkı sağlıyor.Özellikle ilk yarıdan sonra kayıp ruh kitabı ile bağlantıları okudukça daha keyifli ve heyecan verici bir merakla okumanızı sağlıyor...Yazarın bu kadar güzel donanımlı anlatımı olmasa gerçekten kafa karışıklığı ve anlama güçlüğü olacak onun için yazarımızı tebrik ediyorum cok güzel bir seriyi türünü sevenler için hazırlıyor.Oysa ki ben #fantastikbilimkurgu taraftarı olmadığım halde merakla devamlarını bekliyorum.Bana bu türü sevdirdiği ve okuttuğu için teşekkür etmeliyim Kitabın değindiği aile bağları, çevre ilişkileri,evlât sevgisi,hayatta kalma mucadelesi,iyiliğin/kötülüğün külli irade ve kaderin ön görüsü eşliğinde maneviyatın gücü ile harmanlanıp yer yer tarih içermesini cok sevdim... Anlayana güzel iletiler mevcut
    .
    .Kadimlerin planları ve projeleri,Kurtlar Vampirler ve Cadılar arasında ki büyük savaş...Alfalar,betalar,ateşten doğan,kanlı ay savaşı ve daha fazlası...Herkesin gizli bir sırrı ve geçmişi var.Yüzleşme ,karşılaşma ve
    karışık hayatların gizlenen gerçekleri tek tek ortaya çıkıyor...Peki bu savaşı kim kazanacak iyiler mi kötüler mi...Hayatta kalmayı kimler başaracakVe en kötüsü de sabırsızlıkla ve merakla 3.seriyi bekliyor olamak umarım en kısa zamanda kavuşuruz...Türünü sevenlere tabsiyemdir.Yazarın başarısını bütün kalbimle ve samimiyetimle tebrik ediyorum...Kitapla ve Sevgiyle Kalın
  • 90 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    #okudumbitti #kitapyorum
    #kağıtev #carlosmariadominquez
    #eylülayı 27.kitap

    Arjantin'li yazar Carlos Maria Dominquez'in Türkçe'ye cevirilen ilk ve tek kitabıdır.
    Bir kitap,kitabı ancak bu kadar merkezine alabilirdi ve bize az sayfada 20.000 kitaba sahip olmanın nasıl bir duruma yol açabileceğini hissettirebilirdi.
    Her çeşit okura rastlayabiliriz öyle değil mi?Kitaplarında her beğendiği cümleyi çizene de,asla zarar gelmesin deyip benim gibi başka yerlere not alana da,hatta post-it kullanana...
    Kitap okurken müzik dinleyene de,çıt çıksa rahatsız olup okumak için en sessiz zamanı kollayana da...
    Okuduğu kitaptaki bir cümleyi tam olarak anlamak için başka kitaplara başvurana da,önemsemeyenlere de...
    Okunacak bir sürü kitabı olmasına rağmen kitap alma isteğini bir türlü durduramayana da,elindeki kitapları hayatının merkezini alanlara da...
    Kitap biriktirene de,kitap dağıtana da...

    PEKİ YA KİTAPTAN EV YAPANA???
    SANIRIM RASTLAMADIK!!!

    işte bu kitapta bunu okuyoruz.Nasil bir kitap tutkusu buna şahit oluyoruz.
    BU TUTKU NASIL BIR TUTKU MU???
    Evini kitapla dolduran Brauer,evinde yer kalmadığı için garaja istiflemek ister kitaplarını,bu yüzden arabasını arkadaşına hediye eder.
    Banyoya koyduğu kitaplar nem kapmasın diye yaz-kış soğuk suyla banyo yapar...ve daha nicesi!!!
    Kitaba aşık bir adamın öyküsü,kitaba aşık bir kadının öyküsü
    Her okuyucunun,mutlaka okuması gerektigini düşündüğüm 10 puan verdiğim ve ileride tekrar okumak istedigim bir kitap oldu.

    #ALINTILAR

    "Kendimi bildim bileli birbiri ardına kitap satın alıp duruyorum. İnşa edilen bir kütüphane, yaratılan bir hayat demektir; yığılmış kitaplar toplamı değildir asla."

    İnşa edilen bir kütüphane, yaratılan hayat demektir; yığılmış kitaplar toplamı değil.

    Okumaya ayıracak kısıtlı zamanıma hayıflanıyorum ama kitap okumak için bütün bir günü, isterse gecesi olan bir adam düşünün. Ve istediği kitabı satın alabilecek paraya sahip bir adam. Sınırı yoktur. Arzusunun insafına kalmıştır. Peki arzunun en çok neye ihtiyacı vardır? Ukalalık gibi görmezseniz eğer... Sınırının belirlenmesine... Oysa kolay değildir bu. Brauer, bir yolcudan çok bir kaşifti. Buna dönüşmüştü. Demek istediğim; müzayedelerde aklını kaybediyordu. Aklını ve arkadaşlarını... Pek çok arkadaşı uzun zamandır peşlerinde oldukları eserleri, ondan daha yüksek bir teklifte bulunma şansından mahrum bir şekilde Brauer'e kaptırınca ona gücendiler.

    Bana tüm daireyi gezdirdi, her bir odada, cilt cilt kitap dolu, benzer vitrinler vardı, koridorda içlerinde dev sözlükler olan dönen raflar bulunuyordu, dolaplar plaklarla dolup taşıyordu.

    “Önce kitapların insanların kaderini değiştirdiğini,sonra da insanların kitapların kaderini değiştirdiğini göreceksiniz.”

    Siz kitapları raflara diziyorsunuz ve hepsi bir toplam ediyor, ama bu sadece yanılsama. Çesitli konuları takip ediyoruz ve insan bir süre sonra kendisine çeşitli dünyalar tayin etmiş oluyor; ya da şöyle diyelim, kendisine, elindeki izlerden yola çıkarak, bir seyahat rotası çiziyor.
  • Gözlerimi dilimin yerine koydum koyalı insanlara uzak gelmeye başladım, biliyorum. Herkesin bu kadar kolay anlaşması içimi üşütüyor.
  • Gözlerimi dilimin yerine koydum koyalı insanlara uzak gelmeye başladım, biliyorum. Herkesin bu kadar kolay anlaşması içimi üşütüyor.
  • Aslında tarif edilmesi imkânsız olan bu durum dört ay sürdü. Şimdi, ewet-dört ay, yani yazılması çok kolay, yalnızca harflerle, o kadar! We dile getirilmesi de kolay: dört ay-iki hece. Dudaklar,saniyenin dörtte biri kadar bir zamanda bunu hemen seslendirebilir: dört ay! Fakat öte yandan kimse, belli bir zamanın mekânsızlıkta, zamansızlık içerisinde ne kadar sürdüğünü anlatamaz, ölçemez, somutlaştırama, ne bir başkası için ne de kendi kendisi için we insan hiçkimseye bu çepeçewre we sürekli hiçliğin, bu hep masanın we yatağın we lawabonun we duwar kâğıdının we hep suskunluğun, karşısındakinin yüzüne bakmaksızın yemeği içeriye iten hep aynı nöbetçinin, hiçlik içerisinde aynı noktanın çewresinde insanı çıldırtıncaya kadar dolanan hep aynı düşüncelerin bir insanı nasıl yiyip bitirdiğini we yıkıma sürüklediğini anlatamaz.
  • Kavuşmak bu kadar kolay olsaydı, belki sevmek bu kadar güzel olmazdı.