• Büyük zorluklarla, yaklaşık yarım asırlık bir süreçte bu noktaya ulaşmayı başaran Selçuklu ailesinin reisleri, bütün bu çabaların boşa çıkmaması adına birlikte kalmak için çok dikkatli hareket edip, kararlarını ona göre aldılar.
    Kazandıkları zaferden sonra, yaklaşık bir ay içerisinde Merv’de büyük bir kurultay toplayan Selçuklular; Tuğrul Bey’i sultan ilan etmiş, yeni fetih politikalarını belirlemiş ve ülke topraklarının yönetimini birbirleri arasında paylaşmışlardır. Yapılan paylaşıma göre; Çağrı Bey’e melik unvanıyla Merv merkez olmak üzere Horasan’ın doğusu, Mûsâ Yabgu’ya ise Herat’tan itibaren Afganistan yönünde ele geçirilmesi kararlaştırılan topraklar verildi. Kalan hânedan üyelerine ise, bu üç liderden birine bağlı kalmaları şartıyla bazı topraklar verildi. Çağrı Bey’in oğlu Kara Arslan Kavurd, Kirman’a tayin edilirken, diğer oğlu Alp Sungur Yâkûtî ise, İbrâhim Yınal ile birlikte doğrudan Tuğrul Bey’in hizmetine verildiler.
  • Ateşten Gömlek
    "- ...İngilizler aflarını isteyenlere versinler mösyö, affı zalimler değil,mazlumlar verir.
    Çanakkale'de dövüşürken ne asi, ne esirdik. Namuslu bir millet gibi dövüştük, öldük, öldürdük. Ne zamandan beri ve hangi milletle harp edilir de mağlûp olduğu zaman ona katil denilir?
    - İngiliz kanıyla Türk kanı bir mi, Madam?
    - Mikroskop altında İngiliz kanını görmedim. Rengi bizimki kadar kırmızı mı yoksa mavi mi, bilmiyorum. Fakat Türk kanı ateş gibi sıcak ve kırmızıdır."

    Ne büyük inançla ve gururla söylenilmiş cümleler... Belkide ateşten gömlek giymiş tüm askerler böylesi nice cümleler kurdu ve bu inanç onları zafere taşıdı...

    Ben cumhuriyetin kuruluşunu ve Türkiye devletinin varolma savaşını,doğum sancısına benzetirim. Anne karnından yeni bir umut dünyaya gelir bu süreç çok sancılı ve kanlıdır aynı zamanda... Osmanlı bir anne edasıyla yeni yavrusunu,ateşten gömlek giymiş her bir ferdine borçludur... Osmanlıyı Türkiye cumhuriyetinden ayrı tutmaya çalışmak insanın anne babasını reddetmesi gibi benim gözümde...
    Küllerinden doğmuştu ülke neticede... Canla başla çalışmak lazım gelirdi...

    Kitap Cemal, İhsan, Ayşe ve Peyami'nin dostluklarıyla başlayıp,Peyami'nin anlatımlarıyla devam eden ve yine Peyami'nin anlatımıyla son bulan muazzam bir kurtuluş savaşı romanı...
    Savaş ne soğuk kelime içinde her acı duygunun yer aldığı en çokta ölümün çığlığı gibi...
    Savaşın belkide en can alan noktası dışarıdaki düşmandan çok içimizdeki düşmandan korunmaya çalışmak olsa gerek. Bu konuların titizlikle anlatıldığı bir kitap Ateşten Gömlek...

    Cemal ve ihsan ülkeleri için can vermekten bir an bile çekinmeyen birer asker ruhlu insanlar olup, Peyami onlara nazaran Avrupai ve uçarı bir gençtir. Günümüz gençlerine bir örnektir belkide...
    Savaşın kapiya gelip dayanmasıyla bir silkelenme yaşar Peyami ve muazzam bir asker olur. Ülkesi için canını siper etmekten geri durmaz...
    Peyami bana günümüz gençlerini anımsattı demiştim,bugün bu ruhu göremediğimiz bu gençlik belkide güne geldiğinde ateşten gömleği giymekten çekinmeyecek bir ruha sahiptir.
    Çünkü inanıyorum ki o ruh bizim kanımızda var...

    Ben kitabın konusuna derinlemesine inmek istemedim konu muazzam ve tek kelimeyle muhteşem yazılmış bir eser. Bu kitabı bitirince ne yazsam hafif kalacak diye düşündüm.Açıkçası yazdığım satırlar da hatam varsa affınıza sığınıyorum
    Bu kitabı mutlaka okuyunuz ve gelecek genç nesle okumasi için tavsiye ediniz...
    Kitapla kalın...

    Ateşten Gömlek
    Halide Edip Adıvar
    Can yayınları
    Sayfa:250
  • İki dirhemlik bal alsak hepimiz doyuyorduk. Bir dirhemlik kestane ile ceviz aldık mı hepimiz yesek de artıyordu! Kış mevsiminin en soğuk günlerini geçirdiğimiz halde bir yük odun tek dirheme satın alınabiliyordu! Bugüne kadar dolaştığım bunca ülke arasında bu şehir kadar ucuzunu görmedim
  • Bu sultan, Türkmen hükümdarlarının mal, ülke ve askerce en büyüğüdür. Onun kaleleri yüze yakındır. Vaktinin büyük bir kısmını buraları dolaşmakla geçirir. Her kalede bir müddet kalarak etrafı kolaçan etmek, eksikleri tamamlamakla uğraşır. Anlatılanlara göre hiçbir şehirde bir aydan fazla oturmaz, devamlı kâfirlerle savaşır, onları kuşatırmış!
  • “Rum diyarı diye bilinen bu ülke, dünyanın belki en güzel memleketi! Allah Teâlâ güzellikleri öbür ülkelere ayrı ayrı dağıtırken burada hepsini bir araya toplamış!

    Dünyanın en güzel insanları, en temiz kıyafetli halkı burada yaşar ve en leziz yemekler de burada pişer. Allah Teala’nın yarattığı kullar içinde en şefkatli olanlar buranın halkıdır.” 
  • Suriye’nin tüm bölgelerinde konuşulan dil Kürtçenin Kurmanci lehçesidir. Kurdax ve Cezire bölgelerindeki yerel ağızlar Türkiye ve Irak etkisi nedeniyle küçük farklılıklar göstermektedir. Mîr Celadet Alî Bedirxan, Fransız mandası sırasında Suriye’de çıkardığı "Hawar" (Çığlık) dergisinde Kurmanci Kürtçesi için Latin alfabesini temel alarak bir alfabe geliştirmiştir. Bu dergi Kürtçenin tamamen yasaklandığı Türkiye’de gizli gizli dağıtılmıştır. Her ne kadar Suriye’deki Fransız yönetimi Kürtlerin kültürel örgütlenmesine ve kendilerini ifade etmelerine izin verse de, ülke üzerindeki mandaları sona erdiğinde ve Suriye bağımsız bir devlet olduğunda Kürtlerin azınlık olarak haklarını koruyacak herhangi bir sistem kurmamıştır.


    1946 yılında Fransızların Suriye’yi terk etmesinin ardından Kürtler Kürtçenin öğretilmesini ve öğrenilmesini yasadışı kılan bir dizi ayrımcı uygulama ile karşılaşmışlardır. Bugün Kürtçe Suriye’de resmi olarak tanınmayan bir dildir ve öğretilmesi ve öğrenilmesi yasadışıdır. Her ne kadar, Kürtçe bazı kitaplar yayımlamak mümkün olsa da, 11 Eylül 2001’den ve 50 no’lu kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren var olan sansür sistemi daha da güçlü hale gelmiştir. Bu kanunun yürürlüğe girmesinden sonra, birçok yayınevinin Kürtçe kitaplar yayımlamakta giderek daha çok isteksiz hale geldiği ve bunun olumsuz sonuçlarından korktukları ifade edilmektedir.

     

    Kurmanci lehçesinin kullanılmasına yönelik kısıtlamalardan ötürü Suriye’deki birçok Kürt iki-dillidir, yani hem Arapça hem de Kürtçe konuşmaktadırlar. Ancak Kurmanci Suriye’nin kuzeyindeki bölgelerde ağırlıklı olarak kullanılan Kürtçe lehçesi özelliğini korumaktadır. Bu bölgelerde Arapça bilgisinin zayıf olmasının en büyük nedenlerinden biri de Kürtlerin çoğunun Arapça öğrenmeye 6 yaşında, ilköğretimin birinci sınıfına bu yaşta kayıt olunmaktadır, başlamalarıdır. Zorunlu eğitim ise toplamda 9 yıllıktır.Buna karşın, Şam’ın Kuzey Suriye’den ve başka ülkelerden göç etmemiş olan, yerleşik Kürt nüfusunun aşağı yukarı %40’ı 1920 yılında tamamen Araplaşmış ve sonraki nesiller Kürt dilinden bihaber, Arapça konuşan nesiller olarak yetişmişlerdir.
     


    Kaynaklar
    Harriet montgomery - Suriye Kürtleri İnkar Edilen Halk
    David McDowall - Modern Kürt Tarihi
  • Nezleye yakalanır gibi ideolojilere yakalanıyoruz, ideolojilere ve kelimelere.. Kalktığını iddia ettiğimiz kapitülasyonlar ruh dünyamızda yaşıyor.