• Her şey, kötüye gitmeye meyillidir. Ama insanı yaşatan bir umut vardır. ''Her şey bir gün güzel olacak. /Her şey güzel olabilir./ Her şey bir gün güzel olmak zorunda.'' Biz, bu umuda tutunarak yaşarız. En karamsarlığa düştüğümüz anda bile, bu zamanla geçer ve biz yaşamaya devam ederiz.

    Gündem taciz, tecavüz. Şimdilerde daha süslü bir ifadesi var: İstismar. Düşünüyorum. Yutkunuyorum ama aşina olanlarınız biliyor, ben içindeki şiddeti dışa vuran, bundan rahatsız olmayan, olmak için de bir sebep görmeyen biriyim. Ama bu yazı şiddeti değil, içimde ne yazık ki gökyüzüne salınan uçurtmalar gibi değil de ateşe verilen bir tarlada cayır cayır yanan böcekler gibi, otlar gibi acıtan düşünceleri içerecek.

    Her insanın içinde az da olsa, miniminnacık da olsa, küçücük de olsa şiddet eğilimi vardır. Misal yüzünüze yüzünüze uçan bir sivrisinek olduğunda bir yapıştırırsınız sivrisineğin son şakası olur. Kim bunu yadırgar? Ama durduk yere gidip bir karıncayı eziyorsanız, siz pislik bir kötünün önde gidenisiniz. Düşündüm de hakaret etmek için it, köpek, yavşak, eşek, ayı, öküz, sığır gibi kelimeleri kullanıyoruz. Beğendiğimiz şeyler için de hayvan adları kullanabiliyoruz; kelebek, kartal, aslan, kuğu, kaplan gibi. O zaman hakaret etmek için hayvan ismi kullanmak artık garipsemediğim bir şey oluyor. Ve o karıncayı ezene it oğlu it demekte ve babasıyla köpekleri tenzih ettiğimi belirtmekte bir sakınca görmüyorum. Ve dahası da gelecek.

    Şimdi içinizde dalga geçmeden ve bütün samimiyetimle medeni bulduğum bazı insanlar var. İdam olmamalı, insanlar eğitilmeli düşüncesini taşıyan medeni insanlar... Keşke dünya sizin o güzel umudu güzel yüreklerinizde taşıdığınız gibi iyileşebilecek bir yer olsaydı. Keşke eğitim denen olgunun, her şeyi çözebileceğine inansaydım, inanabilseydik. Ama inanmıyorum. Dünyanın gelişmiş! denen ülkelerinde, bu taciz tecavüz vakaları olmasaydı, belki inanmak mümkün olurdu. Hani sürekli diyorlar ya ''Falan az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülke, bu vakaların en çok görüldüğü yerlerdir! Cinsellik tabu olmamalı!'' Cinsellik tabu olduğu için mi bu ülkelerde kadınlar çocuklar, birilerinin acıttığı sömürdüğü insanlar oluyorlar? Dünyada çeşitli milletlerin, farklı ülkelerin, farklı gelişmişlik seviyesinin olmasının en işe yarar yanı nedir biliyor musunuz? Karşılaştırma yapabilmek. Biz bu sayede daha iyi olana gözümüzü dikeriz. Bunun için uğraşırız. Bunu haykırırız dünyaya. Peki şunu düşündünüz mü? Eğitimli insanlar bir içgüdü taşımaz mı? Eğitimli insanlar tecavüz etmez mi? Eğitimli insanlar şehveti medeni medeni sadece kendilerine uygun kişilere mi hissederler? Eğitimli insanlar keşke eğitimli köpekler gibi olsaydı. Ama öyle mi? Onların içinde eline fırsat geçse, içindeki kötüyü ortaya çıkaracak canavarlar yok mu? Ya da daha kötüsü, çarkını kırdığımın dünyasında, bu fırsatları oluşturmaya gücü yeten it oğlu itler yok mu? Bir zamanlar sitede Tess Gerritsen'in hatırlayamadığım bir kitabına, bir inceleme yapmıştım. 50 yaşında bir iyi ayaklı canavar, 12 yaşında pezevenklere satılan bir kız kendisine sunulunca, o kızın yalvarmalarına kulak asmadan, çocuğun üstünü başını parçalamış, iç çamaşırını yırtmıştı ve... Ve ben bu sahne karşısında ciğerlerimi almışlar da ateşe basmışlar gibi bir acı duymuş, evladımın başına böyle bir iş gelmişçesine öfkelenmiş, buna ve diğer böyle haltlar yiyen herkese palayla dalınmalı demiştim. Bunu yapan iç işleri bakanı gibi bir şeydi bu arada. Ve sitenin elit kesimi elitist cümlelerini de alıp beni linç etmeye kalkmışlardı. Bir tanesi demişti ki hiç unutamıyorum, ''Belki de o adam küçükken taciz edildi! Onun küçükken ne yaşadığını ve bugünkü davranışlarının sebebini ne biliyorsun?'' Benim sanki elime palayı alıp sokağa çıkacakmışım gibi, şu kadar öfkelenmeme izin verilmemişti. Sanki izin isteyen vardı. Bunlar merhametliydi, bense vahşiydim. Evet bana vahşi denmişti. Senin çocuğunun külotunu yırtarak ırzına geçildiğini düşünsene dediğimde inanamıyorum sil bu cümleyi demişti. Düşüncesine dahi katlanamadığı bu vahşetin alasını yaşayan insanlar vardı ve ben kötüye merhamet etmediğim için vahşiydim. Sanki evladı buna maruz kalsa, o an elinde imkan olsa o erkeğin her bir yerine kendisi palayla dalmazmış gibi. Aileleri düşünün, bu tecavüzcüleri ellerine geçirebilseler ne yaparlar? Durun ben söyleyim, medeni medeni polise giderler ve derler ki polis bey polis bey, beyefendi benim oğlanın/ kızın en mahrem yerleriyle biraz ilgilendi de, bu beyefendinin psikolojik bozuklukları olduğunu düşünüyorum. Lütfen bir psikoloğa ve psikiyatra da haber verin, çocukluğuna insinler. Bu arada hazır benim çocuk da çocukken, bir yerlerine inilmesine gerek yok, onun psikolojisini de bir araba misal tamir ettiriverelim.

    Evet, bazı tacizci tecavüzcü pislikler çocukken bazı olaylar yaşamıştır. Peki yelpazeyi daha genişletelim, bütün kötülük yapanlar, küçükken kötülüğe uğrayanlar mıdır? Ya da kötülük dediğimiz şey hep bir mazareti olan bir olgu mudur? Ya da mazareti olsa bile, artık onun kaymış hayatına mı odaklanmalı yoksa henüz kaymamış hayatlara mı odaklanmalıyız? Küçükken tecavüze uğrayan çocuğa acırım. Onun için o herkese duyduğum üzüntüyü hissederim. Ama bu çocuk büyüyünce, bir tecavüzcüye dönüşürse, onun delik deşik edilmesi düşüncesindeyim. Çünkü onu eğitmek mümkün değildir. Realist olalım. O da yeni tecavüzcü sapıklara sebep olsun diye ona müsamaha gösteremeyiz. Bunların hepsi akıl hastası mı sanıyorsunuz?! Bunlardan sadece kötü olduğu için bunu yapan yok mu sanıyorsunuz? Bu, bu şekilde bir kısır döngüye dönüşecek. Bunun sonu olmayacak. Dünyada eğitim de olmalı ama korku da olmalı. Can korkusu. Analar evlatlarını merhametli yetiştirmeli ama şunu da unutmayın alimden zalim doğabilir. Zalimden alim doğabildiği gibi. Yani mevzu yetiştiriliş olduğu kadar insanın taşıdığı karakterdir de. Kimseye merhamet nakli yapamayız. Kötülük her zaman bir sebebe dayanmaz. Bir insan sırf öyle istediği için kötülük yapabilir, anlıyor musunuz? Eğitimle olunabilecek meslekleri düşünün. Holdinglerde çalışan elemanları, devlet kurumlarını vs. Buradaki çıkar için insanların bozuk para gibi harcanabildiği iş ilişkilerini düşünün. Balık baştan kokar ya hani, hep bir üste hep bir üste çıkar kötülük. Namuslu olmaya çalışanın da çarkına çomak sokarlar. Çünkü insanlar için çıkar her şeyden önce gelir. Erkeğin, erkekliğini hissedeceği o dakikalar da çıkarıdır. Bütün kötülükler insanın kendisini önceye koymasından gelir yani. Bir insana bencil olmamayı öğretebilmek, bir halkı eğitmekle mümkündür. Çünkü ana babalar da evlatlarını yetiştirecekler. Şimdi yine kısır döngüye girdik. Bunalımlarını eşinden uzaklaşmak ve eşinden çıkarmakla yaşayan kaç kişisiniz? Evlatlarınıza nasıl örnek oluyorsunuz? Evlatlarınızın çocuklarınızın anasına, babasına saygılı olmasını sağlayabiliyor musunuz? Korkutmaktan bahsetmiyorum bakın. Korkutmak hukuğun adaleti yerine getirirken gerçekleştireceği bir şey. Evladına saygı duymayı öğretemeyen, dünyaya saygı duymasını beklememeli. Kendisi kibar olmayan, karısından kocasından kibar olmayı beklememeli. İşte yine bir başka konu. Matruşka gibi. Açtıkça içinden, çözülmesi gereken başka bir konu çıkıyor. Ben iyiydim o kıymetini bilmedi ya da bilmiyor cümlelerini duyar gibiyim. Bakın dünyayı değiştirmeyi planlayın ama kökünden değil. Siz iyiliğe kendi katkınızı yapın varsın karşınızdaki bilmesin.

    ***

    Günler günler önce yukardaki satırları yaz boz değiştir, içimdekiler azalır diye döktüm bilgisayara. Sonra Ankara Demetevler'de olan olayı paylaştım, gördünüz. Adalet sokakta aranmak zorunda kalınırsa, olabilecekleri gördük. Ben ortalıkta kanlı bıçaklı sahneler istemiyorum. Ne yapacaksa devlet yapmalı. Lakin Şule Çet olayını duydum ve kanım dondu. Hala kanımın donabilmesine şaşırıyorum. Her gün bir vahşi olay, her gün bir erkeğin yaşayacağı zevk dolu!!!! dakikalara kurban giden kadın-çocuk- çiçeği burnunda genç bir kızın hikayesi, elektronik pencerelerden evime, odama doluyor ve ben nefes alamıyorum. İdama karşı olanlara artık hak vermekle birlikte, çünkü bu ülkede o kadar saçmalık var ki, biri suçsuz yere ölebilir endişesi de beni rahatsız ediyor, böyle canilerin sadece hapis cezasıyla kurtulması fikri, beni boğuyor. Başına bu dert gelmiş aileleri tahmin etmem asla mümkün olamaz. Devlet eliyle onların canına da zarar verilmeli. İlle ölüm gerekmez. Ama hapis cezası artık caydırıcı değil, biliyoruz. Bu canavarlar için önemli olan tek şey madem kendi canları, kendi cinsiyetlerini belirleyen yerleri. Medeniyet hikayeleri bir yere bırakılmalı ve en azından kırbaçlanmalı. YÜREKLERİN YANGINI SOĞUMUYOR. AMA BİR BARDAK SOĞUK SU DA VERİLEMEZ Mİ?
  • -İmam Hatip(li)lere dil uzatanlara cevabımızdır.-

    “Biz İmam-Hatipliyiz...

    Bu ülkenin geçmişinde, geleceğinde, gerçeğinde, geleneğinde, genetiğinde biz varız. Ülke bizimle çiçeklendi; umutlar bizimle filizlendi.

    Biz İmam-Hatipliyiz...

    Rehberimiz, önderimiz, mürşidimiz, bize çok düşkün olan, bizi bizden daha çok seven, bize karşı çok merhametli ve müşfik olan, müjdeleyen, uyaran, peygamberler halkasının sonuncusu Hz. Muhammed’dir(s.a);

    O en güzel örnek ve önderdir...

    Biz, bu Çağın Musa’ları, İsa’ları, İbrahim’leri olmaya adayız...

    Biz, bütün peygamberlere iman eden, onları kendilerine model alan, onların Tevhid mücadelesini ve örnekliğini bu çağa taşıma azmindeki İmam-Hatip nesliyiz.

    İnsanların zihinlerine çöreklenen putları, elindeki “Tevhid baltası” ile bir bir kıran Hz. İbrahim (a.s) gibi, çağdaş putperestliklere ve sapkınlıklara karşı Tevhid mücadelesi veren “çağın İbrahim’leri” olmaya aday İmam-Hatipliler bizleriz.

    Çağın Firavun’larına, Karun’larına, Haman’larına ve Be’am’larına karşı, bu çağın Musaları, Harun’ları ve Asiyeleri olmaya aday İmam-Hatip nesli biziz!

    Romalı zalimlerin ve Yahudilerin baskıları karşısında Hz. İsa (a.s):

    -“Allah’a giden yolda bana yardımcı olacak kimdir?” dediğinde;

    -“Biz Allah’ın (dininin ve davasının) yardımcılarıyız” diyen Havariler gibi, bu çağın havarileri olmaya aday İmam-Hatipliler bizleriz.

    Vurgun, soygun ve talanı bir yaşam biçimi haline getiren Medyen ve Eyke zalimlerine karşı, cemaatiyle birlikte kıldığı namazından güç alarak mücadele eden Hz. Şuayb (a.s) gibi sosyal hayata namazla müdahale eden İmam-Hatip nesli biziz.

    Biz, alemlerin Rabbine râm olmuş rabbanileriz...

    İmam-Hatip, bu halkın hazinesi, hafızası ve hasılasıdır...

    Allah katında tek din ve tek hayat tarzı İslam’dır.

    Allah Teâlâ “Din” olarak ancak İslâm’dan razı olmuştur. İslâm’dan başka bir din, nizam ve sistem arayan Hak’tan sapıtmıştır. Biz rab olarak Allah’tan, peygamber olarak Hz. Muhammed’den (s.a) ve din olarak İslam’dan razı olanlarız.

    Biz İmam Hatip nesli; yalnız Allah’a kulluk için yaratıldığımıza iman edenleriz. Biricik varlık sebebimiz, yegâne yaratılış gayemiz Allah’a kulluk, ibadet ve itaat olduğu için, yalnız Allah’a kulluk eder yalnız O’ndan yardım dileriz.

    Biz Allah’tan başkasına yönelmez, O’ndan başkasından medet beklemeyiz.

    Biz paraya-pula, mala-mülke, şeytana, nefse, maddeye, markaya, modaya ve popüler kültüre kulluk etmeyiz.

    Ve biz, bizim gibi aciz kullara da kul olmayız!

    Biz insanları kula kul olmaktan kurtarıp sadece Allah’a kulluğa davet etmek için varız!

    Biz Allah için adanmış nesilleriz...

    İyiliği emretmek kötülükten sakındırmak hayat ilkemizdir. Bir kötülük gördüğümüzde elimizle, olmazsa dilimizle düzeltiriz, o da olmazsa kötülüğe karşı buğzederiz.

    Rabbimizin; “Kâfirlere boyun eğme ve onlara karşı Kur’ân’a dayanarak büyük cihad yap!” emrine uyarak, yeryüzündeki inkârcılara karşı özümüzle ve sözümüzle, bileğimizle ve yüreğimizle, aklımızla ve fikrimizle, malımızla ve canımızla topyekûn cihad ederiz...

    Bizler, “işleri vakitlerinden çok” olan “vaktin çocukları”yız.

    Biz dinlenmeyi Ahiret’e bırakan; bu dünyada ise sadece Allah için bıkmadan yorulanlarız.

    “Kudüs’ü haçlılardan kurtarmadan gülmek bana haram olsun” diyen Selahaddin Eyyubi gibi, gülüp eğlenmeyi ve dinlenmeyi, inşaallah Rabbimizin lûtfedeceği Cennet’e tehir edenleriz.

    Biz hedefi, gayesi, misyonu Allah ve Rasûlü tarafından belirlenmiş olan, aktif, aksiyoner, mücadeleci, azimli ve kararlı nesilleriz.

    Pasif, edilgen, gündemi başkaları tarafından belirlenen değil, gündemi belirleyen nesilleriz.

    Akıp giden hayatın nesnesi değil öznesi olan; esen rüzgârlara göre şekillenen değil rüzgâr estiren, değiştiren, dönüştüren öncüleriz...

    Biz izzeti güçlünün yanında değil, Hakk’ın ve haklının yanında arayanlarız.

    Kendimizi “insanlar için çıkarılmış hayırlı ümmet” kılmaktır derdimiz.

    Biz, “bana gel” diyenler değil, “bize gel” diyenleriz; biz başkasına değil, yalnızca Allah’a çağıranlarız.

    Hz. Ebu Bekir’in imanı, Hz. Ömer’in adaleti, Hz. Osman’ın hayası ve edebi, Hz. Ali’nin ilmi ve irfanı, Hz. Mus’ab’ın daveti ve gayreti, Hz. Hatice’nin sadakati ve teslimiyeti, Hz. Aişe’nin ilmi ve dirayeti, Hz. Fatıma’nın edebi ve zerafeti ve daha nicelerinin (Allah onlardan razı olsun) nice güzel özellikleri bizim örneklerimiz ve rol modellerimizdir.

    Gayemiz zamanın sahabeleri olmak, onların ahlakıyla ahlâklanmaktır.

    Biz, “takva elbisesini” kuşanan, “Allah’ın boyası” ile boyanan, vefâkâr ve cefâkar, kadir kıymet bilir hayırlı nesilleriz. Nice çetin süreçlerden, soğuk Şubat’lardan geçerek bugünlere geldik...

    En zorlu şartlarda İmam Hatip okullarının kurulmasına öncülük eden ve öncü nesillerin yetişmesine vesile olan Mahmut Celaleddin Ökten Hocamız başta olmak üzere, bu okulları madden ve manen ilmek ilmek dokuyan bütün büyüklerimize dualar ederiz.

    “Kur’ân şairi” Mehmet Akif’in özlediği “Asım’ın nesli” ve ‘doğrudan Kur’an’dan ilham alıp, asrın idrakine İslam’ı söyletenler’ bizleriz.

    Necip Fazıl’ın hasretle beklediği ve -“Kim var?” denince, sağına ve soluna bakmadan fert fert -“Ben varım!” cevabını verebilen gençlik; İmam-Hatip gençliği biziz!

    Sezai Karakoç’un “Diriliş Nesli” olarak tanımladığı, yarınların kurucu nesliyiz.

    Biz, kökü mazîde olan âtîyiz.

    Bir ayağı Kur’ân’da, diğer ayağı ise tüm cihanı kuşatan pergel gibi yeryüzüne vahyi yayanlar; bir avucunu Kur’ân ve Sünnet’e daldırıp diğer avucuyla bütün insanlığa can suyu sunanlarız biz.

    Ve biz, varlığımızı sadece Türkiye’nin değil, bütün İslâm ümmetinin ve hatta tüm insanlığın hidayetine ve kurtuluşuna adamış nesilleriz... Sadece bu toprakların değil, tüm dünyanın geleceğine ve yönetimine talibiz!”
    Değerli gönül dostlarım. Kıymetli kardeşlerim.

    Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun. Bir Kurban Bayramını daha geride bıraktık. Aslında Kurban, bir ömür beklenen ve ömrünün son demlerinde verilen İsmail'ini, Allah yoluna gözünü kırpmadan feda edebilmektir. Ne var ki, Allah celle celâlühü “almak için” istemez; “vermek için” ister. Nitekim İbrahim’den İsmail’i almadığı gibi, mükâfat olarak bir de İshak'ı verdi. Kurban ibadetiyle ilgili ayette şöyle buyrulmaktadır: “Kestiğiniz hayvanların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır. Sizden Allah'a ulaşan ancak takvanız, yani kulluk şuurunuzdur.” (Hac,37) O halde, kulluk şuurunu yaşamaya devam… Hem de gönülden dualarla… Bunun için de bize yaşantı ve kişilikleriyle örnek gösterilen peygamberlerin ahlakî özelliklerini dileyerek Rabbimizden… “Onlar peygamberdi biz kimiz?” demeden… Çünkü Allah Teâlâ bu peygamberlerin ahlakıyla donanmaya çalışmamızı istiyor bizlerden. Geliniz Rabbimize yalvaralım şöylece tâ yüreğimizin derinlerinden…

    Allah’ım bize Hz.Adem’in tevbesini, Hz.Nuh’un direncini ver. Hz.İbrahim’in imanını, Hz.İsmail’in teslimiyetini ver. Hz.Yakub’un dirayetini, Hz.Yusuf’un iffetini ver. Hz.Musa’nın celâdetini, Hz.Harun’un sadakatini ver. Hz.Davud’un sadâsını, Hz.Süleyman’ın gayretini ver. Hz.Eyyûb’un sabrını, Hz.Lokman’ın hikmetini ver. Hz.Zekeriyya’nın hizmetini, Hz.Yahya’nın şehadetini ver. Hz.Meryem’in adanmışlığını, Hz.İsa’nın safiyetini ver; ve bizlere Hz.Muhammed’in sana olan eşsiz muhabbetini ver Allah’ım. Sana hamd ve bütün Peygamberlerine salât ve selâm olsun. Amin…
    -Arif Arslan Kaynar -
    (A.A.K.105)
  • Ama bir başka tür zamanda Evren'in hiç sınırı yoktur. O ne yaratılır, ne de yok edilir. O yalnızca vardır.
    Görecelik kuramıyla başlayacağım. Ulusal yasalar yalnızca bir ülke içinde geçerlidir, fakat fizik yasaları İngiltere'de, Birleşik Devletlerde ve Japonya'da aynıdır. Bu yasalar aynı zamanda Mars'ta ve Andromeda galaksisinde de aynıdır. Yalnızca bu kadar değil, hangi hızla hareket ediyorsanız edin, bu yasalar aynıdır. Bu yasalar hızlı trende veya bir jet uçağında neyse yerde duran birisi için de aynıdır. Aslında kuşkusuz yeryüzünde hareketsiz olan biri bile Güneş etrafında saniyede 18.6 mil (30 kilometre) hızla hareket etmektedir. Güneş de galaksi etrafında saniyede yüzlerce kilometre hızla hareket etmektedir vb. Yine de, tüm bu hareketler fiziğin yasaları için bir fark yaratmaz, bunlar tüm gözlemciler için aynıdır.
  • İnsanın insan için kurt olduğu bir dünya bu.
  • Finlandiya bugün eğitim anlamında dünyanın bir numarası. Peki bu duruma bu ülke nasıl geldi. Bu elbette rastgele olacak bir iş değil.. elbette eğitim tesadüflere bırakılacak bir konu değil.. Bu işin nasıl yapılması gerektiğini bizlere anlatan bu kitap iyice okunmalıdır.. özellikle devleti yönetenler tarafından...
  • Konstantiniyye Oteli bir küçük İstanbul örneği gibi... Yer yer tarihin içinden, yer yer günlük hayattan çıkıp gelen kimliklerle örülü bu roman adeta bir karakter kartelası... Bu karakterler arasındaki geçişler o kadar yumuşak ki, tüm konular iç içe ve birbirinin devamı gibi.Bu yüzden de benim nazarımda asla sıkıcı olmayan, hakkıyla akıcı diyebileceğim bir kitap.

    Bir otel açılış yemeğinde başlayan romanda masaları gezerken tanışıyoruz birbirinden değişik hayatlarla. Her biri farklı hikaye barındıran karakterlerle de o masalardan sokaklara, evlere, dışardan görünmeyen detaylara akıp gidiyoruz okudukça.

    Zülfü Livaneli zaten kalemini, duruşunu çok sevdiğim bir yazar. Bu kitabında da toplumsal olayları ustaca değerlendiriyor, olayların siyasi boyutunu çokta göze sokmadan irdeliyor. Ülke ve toplum problemlerimiz 40'dan fazla karakter ile gözlerimizin önüne seriliyor...

    Keyifli okumalar...
  • Öyle bir ifade yaratmak istiyorum ki, Türk insanının uyuşan şuuruna bir alev mızrak gibi saplansın.
    Cemil Meriç
    Sayfa 59 - İletişim Yayınları 55.Baskı 2018 İstanbul