" Masanın ayaklarının bir çarpı işareti biçiminde kesiştiği noktaya her biri ceviz büyüklüğünde, bir dizi pirinç top asılmıştı. Toplardan biri gevşemişti. Eğildim, sıkıştırdım. Keşke kendi yaşamımı da böyle bir çırpıda onarabilseydim. "
" Gördüğüm kadarıyla, Amerika onu böylesine büyük yapan iyimserliğini sana da aşılamayı başarmış. Bu harika. Biz Afganlar hep aşırı hüzünlüyüzdür, değil mi? Bazen gamkari'ye öyle bir gömülürüz ki, kendimize acımaktan boğulacak gibi oluruz. Kaybetmeyi, acı çekmeyi yaşamın gerçeği sayar, hatta gerekli görürüz. Sonra da, zendagi mizgara, deriz: Hayat devam ediyor.