Bu günlerde bir insanın giyimine, konuşma biçimine ya da müzik zevkine bakarak eğitim düzeyini kestirmek neredeyse olanaksız. Galiba en güvenli yol, karşılaştığın herkese seçkin bir entelektüelmiş gibi davranmak.
Bedenin bütün sırrı ortaya dökülmüştü - eti yarıp çıkan kemikler, kutsal bir şeye saygısızlık edercesine bir an görünüp yiten bir bağırsak ya da bir göz siniri. Bu yeni ve mahrem görüş açısı ona, baştan beri bildiği (herkesin bildiği) o yalın, apaçık olguyu gösterdi: Bir insan her şeyin yanı sıra, cisimsel bir varlık, kolayca yırtılabilen ama kolayca tamir edilemeyen bir maddeydi.
At ya da köpek gibi bir canlı olsa bile, birinin mutlak sorumluluğunu üstlenmenin, yazmak denen yabanıl ve içedönük yolculukta taban tabana zıt bir şey olup olmadığını merak etti. Koruma içgüdüsünün yol açtığı kaygı, bir başka zihne girdikçe onunla hemhal olmak, başat karakter olup bir başkasının yazgısına yön vermek, sonra da bunlara zihinsel özgürlük demek çok zordu. Belki de çocuk sahibi olmamayı seçen o kadınlardan biri olup çıkardı - acınan ya da gıpta edilen.
Çocuklar bol keseden gönlünce nefret ederdi. Pek bir anlamı yoktu. Ama bir yetişkinin nefretine hedef olmak ciddi, yeni bir dünyaya kabul edilmek demekti. Yükselmekti.