Dostoyevski’nin Yeraltı Adamı’nın "Ben hasta bir adamım... Kötü bir adamım" diye başlayan o homurtusu. Bukowski’nin daktilo başında viskiyle yazdığı, kadınlarla, at yarışlarıyla, işe gitmemekle dolu yenilgileri. Metin Kaçan’ın Kolera Sokağı’nda Arap ve Gıli Gıli’nin küfrü. Hakan Günday’ın Kinyas’la Kayra’nın Afrika’da insan avlaması. Tanıdığım şey öfke. Sistemin dışına itilenin, "normal" kalıba sığmayanın, bile isteye dibe vuranın sesi. Tükürüğün, kanın, terin, kusmuğun edebiyatta ve felsefe de nasıl durduğu. Ben sokak görmedim ama binlerce sokağın tarifini okudum. Dayak yemedim ama Selby’nin Last Exit to Brooklyn’unda kaburga kırılmasının sesini biliyorum. Sarhoş olup kusmadım ama Bukowski’nin Factotum’unda sabah ayılmanın mide bulantısını cümle cümle ezberledim.
“Ekmek Arası” İncelemesi
Kitabın orjinal ismi olan "Ham on Rye" Amerikan argosunda ifadesi bazen ucuz bar yemeklerini, ayyaşlığı, kenar mahalle hayatını ve alt sınıf Amerika’yı çağrıştıran kaba bir sokak kültürü izleri taşır. Bukowski’nin bu adı seçmesi tesadüf değildir; çünkü roman tam olarak toplumun kenarında yaşayan insanların ruhunu anlatır. Charles Bukowski’nin “Ekmek Arası” romanı, yalnızca bir büyüme hikâyesi değildir; toplumun dışına itilmiş, sevgisiz bırakılmış, ezilmiş bir insanın iç dünyasının otopsisidir. Kitap ilk kez 1982’de yayımlandı ve büyük ölçüde Bukowski’nin kendi çocukluk ve gençlik yıllarını temel alır. Romanın başkahramanı Henry Chinaski aslında Bukowski’nin alter egosudur. Bu eser “kirli gerçekçilik” denilen edebiyat anlayışının en güçlü örneklerinden biri kabul edilir. Çünkü burada kahramanlar kahraman değildir. İnsanlar çirkindir, sokaklar çirkindir, aileler çürümüştür, hayat ağırdır. Ama tam da bu yüzden gerçek görünür. Romanın Konusu Roman, Henry Chinaski’nin çocukluğundan gençliğine kadar geçen dönemi anlatır. Amerika’nın “büyük fırsatlar ülkesi” olarak sunulduğu dönemde Henry; şiddet gören, aşağılanan, fakirlik içinde yaşayan bir çocuktur. Babası otoriter ve sadisttir. Sürekli dayak atar. Annesi sessizdir; oğlunu koruyamaz. Henry okulda dışlanır, sivilceleri nedeniyle alay edilir, kızlarla ilişki kuramaz, toplumun dışında kalır. Bu yalnızlık onu üç şeye iter: Alkol Yazmak İnsanlardan nefret etmek Bukowski burada klasik Amerikan rüyasını paramparça eder. Başarı, çalışkanlık ve ahlak masallarının arkasındaki boşluğu gösterir. Fakat Bukowski’nin anlattığı şey yalnızca fakirlik değildir. Asıl mesele insanın ruhsal olarak çürümeye başlamasıdır. Henry daha çocuk yaşta sevgisizliği öğrenir. İnsanların birbirine şefkat değil güç gösterdiği bir dünyada büyür.
Alıntı
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Yargılamak kolaydır çünkü emek istemez. Ama anlamaya çalışmak dürüstlük ve sabır gerektirir. Benim seçimlerim, benim hikayemin birer parçası. Sebeplerimi bilmiyorsan, sadece seyretmeyi öğrenmelisiniz. Charles Bukowski’nin de dediği gibi: Perdenin arkasını bilmeden sahneyi eleştirmeyin. Charles Bukowski
Duygu ve Düşünce
Elimde tuttuğum bu kitap , sadece birer kağıt yığını değil; insanın kendi içindeki o karanlık dehlizlere, yani Yeraltı’na(derinliklerimiz, bizi biz yapan unsurlara) tutulan bir ayna! Dostoyevski eserde bize en çıplak halimizi itiraf ederken, hemen arkadan iki dev isim ona eşlik ediyor. Bazen hayatın sıradanlığına ve ağırlığına karşı o delilik sınırında yürümek gerekir. Çünkü Charles Bukowski’nin (bu aralar epey taktım bu yazara) dediği gibi: "Bazıları hiç delirmez. Ne korkunç bir hayattır kim bilir." İnsan, o delilikle ya da acıyla yoğrulurken ne kadar küçük hissetse de aslında kapladığı alan fiziksel değildir. Yaşar Kemal’in (Ah Yaşar Kemal deyince bir tuhaf oluyorum, babası 4.5 yaşında gözleri önünde öldürülmüş, ve kitlenmiş yazar; 12 yaşına kadar konuşmamış, ama sonrasında öyle konuştum ki diyor, malumunuz üzere yapıtlarından belli oluyor. Kendisi, toprağı ve insanı onurlandıran sözüyle hatırlatıyor bana, "İnsan evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar." İşte bu yüzden, yeraltından gelen o seslere kulak verin gençler; çünkü dünya, ancak yüreği gövdesinden büyük olanların hikayeleriyle katlanılır hale geliyor. LeyLi ᥫ᭡.ִ ✍️
Alıntı
Charles Bukowski’nin dediği gibi: Üşengeç değilsin, sadece mutsuzsun. Mutsuz insanlar yorgun olur; hiçbir şey yapmak istemez..
İnsan ve Duygular
Bukowski’nin dediği gibi ‘ne seviyorsan bul ve seni öldürmesine izin ver’ İzin verdik, artık ölümsüzüm.