"Her iki yöntemin (sözde aklama ve sonsuza kadar sürüncemede bırakma) ortak yanı, sanığın mahkum edilmesini engellemeleridir."
"Ama gerçekten aklanmasını da engelliyorlar," dedi K., anladığı için utanç duyarcasına alçak bir sesle.
"Siz işin özünü kavramışsınız," dedi ressam çabucak.
"Burada iki farklı şey söz konusu: Bir yanda yasada söylenenler var, diğer yanda da benim şahsen öğrendiklerim. Bunları birbirine karıştırmamak gerekir. Ben okumamış olsam da yasada doğal olarak suçsuz kişinin aklandığı belirtilir, ama yasada hakimlerin etki altında kalabileceklerine dair hiçbir şey bulunmaz. Oysa ben, bunun tam tersinin geçerli olduğunu öğrendim. Hiçbir gerçek aklama olayına rastlamadım, ama etki altında kalan hakimler gözlemledim. Gördüğüm vakaların hiçbirinde sanık suçsuz bulunmadı, ama bu mümkün del miydi? Bunca vakada tek bir suçsuz yok muydu? "
"Az önce bana mahkemenin hiçbir kanıt kabul etmediğini söylememiş miydiniz?"
"Mahkeme önünde sunulanlar kabul edilmez," dedi ressam, K.'ya belirgin bir şey göstermek ister gibi işaret parmağını kaldırarak. "Ancak danışma odalarında, koridorlarda ya da mesela bu atölyede resmen üretilen kanıtlarda iş değişir"