Yunan mitolojisindeki işte bu Androginos bir tür insanmış. Dört kollu, dört ayaklı, iki başlı olarak yaratılmış, hem dişi hem erkek olan, her bakımdan kendi kendine yeten bir insan...
Gel gör ki, bu mükemmel yaratığı tanrılar kıskanmışlar. Kıldan ince bir testereyle dişi ile erkeği birbirinden ayırmışlar. Tanrılar onları ayırınca, dişi ile erkek ömürleri boyunca birbirlerini aramaya başlamışlar. İşte onların buluştukları an aşk çıkarmış ortaya...
Zaman insanla oynamayı seven, hem zalim hem de merhametli bir tanrıdır. Ona karşı çıkamazsın, yapman gereken beklemek. Onun, derin bir unutuşla bizi rahatlatacak örtüsünü üzerimize örtmesini beklemek...
Geçecek, her şey geçer, hepsi geçer. Hatta sonra, çok sonra anılar hükmünü yitirdikten, onu iyice unuttuktan, içindeki acının yerini kocaman bir boşluk aldıktan, keşke geçmeseydi dedikten sonra, keşke acısını bir hastalık gibi yüreğimde taşısaydım, desen bile geçer.
Bak evlat, kadınlarla uğraşmaya gelmez. Onları anlamak, ikna etmek, değiştirmek için harcanan emek boşa gider. Bir kadın seni ya sever, ya sevmez. Seviyorsa teşekkür edeceksin, sevmiyorsa boynunu eğip kaderine razı olacaksın. Başka türlü davranmak, direnmeye çalışmak boşuna.