İnsanın kendi kendine bile fısıldayamadıklarını öyle birdenbire yüksek sesle söyleyebilmesi kolay mıydı? Ama dün gece Müesser'i dinlerken anlamıştı Pilar; söylenmemiş sözcükler tıpkı tutulmamış yaslar gibi acıtırdı. Hayata devam edebilmek için bazen uzun uzun konuşmak, feryat figan ağlamak ve geçmişin katranından arınmaya çalışmak lazımdı.
Onu yalnız bıraktığına olan inancı, vicdanında lekeli bir çizgiydi. Oysa ömür boyu bir arada olmuşlardı. Kederde hemhaldiler. Sırsa sırdaş, sabırsa taş, yükse hamal, daima birlikteydiler. Ama sohbette lal, sevgide çekingen, itirafta kusur kaldılar. Böyle olunca, ne gönül rahatlığıyla birbirlerinin yüzüne bakabildiler ne de hepten uzaklaşacak takati bulup kaçabildiler.