• Nedendir bilmem, okurken oldukça zorlandım. Tam emin değilim ama buna arka kapak yazısındaki yalancılığın sebep olduğunu düşünüyorum. Yer yer vasatın üzerine çıksa da genel olarak tatmin etmedi. Bu kitabı okumaktaki asıl amacım Bulgar edebiyatı ile tanışmaktı; Bulgar edebiyatı hakkında fikir edecek bir yapıya sahip değilse de, Bulgaristan'ın sosyo-kültürel (o dönem ki) yapısı hakkında kesinlikle fikir edinebileceğimiz bir kitap.
  • ▪️ Önce şunu söyleyeyim; Atatürk’le ilgili çok sayıda kitap okudum ancak Bulgaristan Ataşesi olarak geçirdiği yıllara ait çok bilgiye rastlamadım. Elbette ki kitap bir roman ancak gene de Atatürk’ün orda neler yaşamış olabileceğini okumak hoştu.
    ▪️ Dedim ya kitap bir roman.. Çok sayıda eserin karıştırılarak yazıldığı aşikar ancak bazı bölümlerinde ilgili konuya yönelik araştırma yapmak zorunda kaldığım oldu. En basitinden Çanakkale muharebelerinde ölümden dönmesine neden olan köstekli gümüş saatin Bulgar güzeli Dimitriana tarafından Atatürk’e hediye edildiği yazıyor. Oysa ki Yılmaz Özdil yeni kitabı “Atatürk’te” de anlatıtığına göre o saati Atatürk okul yıllarında biriktirdiği harçlıkları ile almıştı... Kimin doğru söylediği konu Atatürk olunca benim için çok önemli.. ▪️ Genel hatları ile çok beğenerek ve elimden düşürmeden okudum. Savaş sahnelerindense Atatürk’ün kendisinin, sosyal hayatının ön plana çıkarılması yerinde..
  • Köylü kızmıştı, “Bulgaristan benim ekip biçtiğimi yiyor, benim silahımla korunuyor. Parasını verdikten sonra istediğim yerde otururum ve bana hizmet edersiniz” dedi. Köylünün diretmesi sonucu isteği yerine getirildi.

    Genç zabit olayı dikkatle izlemişti. Arkadaşına şöyle dedi, “Şakir, günün birinde bizim köylülerimizi de böyle görmek isterim, kendilerinden emin olmalı ve haklarını istemesini bilmelidirler.” Bu genç zabit Osmanlı İmparatorluğu’nun Sofya’daki ataşemiliteri Kaymakam (Yarbay) Mustafa Kemal Bey’di.
  • Bir şey eğitim içinde dayatılınca insanın keyfini kaçırabiliyor bazen.

    Mesela ben de öğretmenlik yıllarımda illa okuyun denilen, hatta bir seminer sonrasında belediye tarafından ücretsiz dağıtılan şu kitabı okumamakta yıllarca inat ettim :)
    Yanlış yapmışım!

    Kitap bitti ve sadece öğretmenlere verdiği şu eşsiz öğüt için bile okumaya değer: "Bağışlayın, apaçık söyleyeceğim size; bütün mesleklerde olduğu gibi öğretmenlerin arasında da ruh itibarıyla pedagojiyle ilgisi olmayanlar bulunduğunu biliyorum. 
    ...
    Dostça öğütlüyorum onları: okulu bırakın! Başka bir uğraş arayın kendinize. Bürolarda çalışın. Tüccar olun. İstediğiniz işi yapın ama canlı bir ruha ve yüksek bilgilere sahip kimselerin gerekli olduğu yerleri işgal etmeyin."

    Bu arada Petrov'un kitapta zikrettiği isimlerin çoğunun hayal mahsulü olduğunu söylemek gerekiyor. Daha doğrusu Remzi kitabevi çevirisinde bunlar dipnot olarak söyleniyor. Yani Petrov, zaman zaman olmuştan ziyade olmasını hayal ettiklerini yazmış kitapta.

    Kitabın Türkiye'ye Bulgaristan Türkleri aracılığı ile geldiği belirtilmiş. Atatürk'ün kitabı önermesi boşuna değil bence zira o kitapta yazan değişim rüzgarını önce Bulgaristan yıllarında hissetmiş olmalı. Nitekim, manzara, eksikler ve vaziyet genç Türkiye'nin kuruluş yıllarına oldukça benziyor. Dolayısıyla çözüm önerileri de öyle. Demem o ki, ya bu kitap Atatürk'e bir rehber oldu ya da aklın yolu birdi ve Atatürk doğru reformları yaparken kitapla örtüştü.
  • Bulgaristan Metropoliti Mihail imparator Komnenos'a mektubunda:

    " Dinimizden olmayanların idaresinde, bugune kadar aynı dinden olduğumuz Italyanlardan gördüğümüz zararın bir zerresini dahi görmedik. Önümüzdeki büyük tehlikeyi fark ederek Italyanların yerine Türklerin egemenliğini tercih etmeniz gerektiğini belirtmek isterim"
  • Nasıl anlatılır bu kitap gerçekten bilmiyorum.
    Çünkü ne yazsam az kalacak.
    Enis Rıza'nın fotoğrafları,
    Ercan Keşal'ın o fotoğrafları kendine has sıcak,içten uslûbu ile yorumlaması harikaydı.
    Kitap,geçmişi ve günümüzü de kapsayarak yarına devam eden toplumsal tarihimizin yüz yılını anlatıyor.
    '
    ▶Çoğunu ilk kez gördüğüm fotoğrafların içinde âdeta kayboldum.Anlatılanları tekrar tekrar okuyup insanların yüzlerini tek tek inceledim.
    Bazen Bulgaristan'dan sürgün edilen göçmenlerle aç,susuz günlerce yürüdüm,bazen Yaşar Kemal,Nazım Hikmet,Cemal Süreya ile dinlendim
    Başka bir gün Yılmaz Güney
    filmi izledim
    Filmi seyrederken Peri Gazozu'ndan da içmeyi ihmal etmedim
    Halk "kaybettiği sevgilisini" son kez uğurlarken de oradaydım
    ATAMIZ'ı göz yaşlarıyla uğurladım sevgisini sonsuza dek kalbime kazıyarak..
    Başka bir gün
    Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir ile birlikte saklandım bir apartman dairesinde.Ve 51 saat sonra eve baskın yapıldığında Hüseyin 83 kurşunla öldürüldüğünde,Mahir ağır yaralandığında da oradaydım...
    Hrant Dink öldürüldüğünde,
    Deniz Gezmiş idam edildiğinde de.
    Bir anne çocuğunu emzirerek ona can verdiğinde de,katledilen evladını toprağa gömerken de oradaydım...
    '
    Öyle güzel bir kitaptı ki her fotoğrafta farklı duygular hissedip,farklı hayatlara ve hikayelere yol alıp #zamanınizinde ilerledim
    '
    Benim gibi geçmişe,anılara,araştırmaya,öğrenmeye ilgi duyan biriyseniz
    bu kitabı çok seveceksiniz
    Muhteşemdi,muhteşem
  • Adamımız Murat Davman’ın Bükreş’e yolculuğu ile başladığı öncesinden özel görev ve talimatlarla bir casusluk şebekesinin içine düştüğü bir kitaptan bahsedeceğiz. Bulgaristan ajanımızın son anında Romanya’da Hasan Nuri’nin tehlikede olduğunu belirtmesi ve uzun zamandır görülen KKK sembolünün Komünist Kardeşler Komitesi olduğunun belirtilmesi ile olaylar başlar. Oraya bir ajanımız daha gönderilir ama yolda saldırıya uğrayarak o da vefat eder. Bir başka ajan daha gönderilir, o da trende ölü bulunur. Hemen akabinde artık iş Murat Davman’a verilecektir. Bu arada Murat Davman’ın daha evvel Komünist bir örgüte karşı ‘Ölüm Perdesi’ romanında çatıştığını hatırlıyorum ama yanlış bilgi de vermiş olmayalım şimdi.
    Abdülkadir Paşa sağ olsun gene güzel bir görevle bizimkini yolladı dışarıya. Okurken insan bazen nerede olduğunu unutuyor ama ziyan yok zannımca. Böyle nasıl diyeyim bilemiyorum ama yağ gibi eriyip gidiyor sayfalar. Hani arada günümüz yazarlarının çoğu gibi saçma sapan boş vakitler falan koymadığı için seriyi bitirip günümüz polisiyesine geçince nasıl afallayıp kalacağımı düşünür oldum şimdiden. Gene ne varsa eskilerde var yahu.
    Muhteşem bir eser daha böylece biter. Burada farklı bir konuya daha değineceğim. Murat Davman’ın ayrıca filmleri de çekiliyor. Geçen bahsettiğim Yakut Gözlü Kedi – Cüneyt Arkın haricinde birkaç film daha var. Onları da belirteyim. Maziyi sevenler için de biraz değişiklik ve hoşluk olsun.
    Başrolde Orhan Günşiray’ın olduğu Ölüm Perdesi, Müşfik Kenter ve Atıf Kaplan’ın rol aldığı Sessiz Harp, Reha Yurdakul ve yine Orhan Günşiray’ın oynadığı Azrailin Habercisi -ki burada Pervin Par var ki efsane mi desek afet mi desek- filmi, Romanya’da çekilen ve bu kitapla da aynı adı taşıyan Demir Pençe – Casuslar Savaşı filmi ki orada da tanıdık bir isim -Nebahat Çehre- rol alıyor. Bir ara vaktiniz varsa sizleri de eski sinemamıza bekleriz.
    Bence hoş şeyler bunlar. Cümleten keyifli okumalar ve mutlu günler dilerim. Allah’a emanet olun..