Unutulmuş bir kadının unutulmaz hikayesi
Kıymetli Sadiye Erol Aykaç , yıllar sonra sessizliğini sessiz bir mirası kaleme alarak bozdu ve diğer kitapları gibi kalbimde bu kitabı da iz bıraktı
Şimdi size biraz “Ben Zübeyde” kitabından bahsetmek istiyorum umarım hislerimi aktarabilirim
Kitabı bitireli günler geçti ama kafamda dağınık duran kelimeleri cümleleri toparlamaya çalışmam zaman aldı. Bazen kitabı okuyup bitirmek kısa bir süreyi alsa da bıraktığı o hislerle cümle kurabilmek, cümle kurarken de kitabın hakkını verebilecek miyim telaşı, korkusu daha uzun sürüyor
🪻Bazı kadınlar vardır; isimleri belki hiç duyulmamış belki de unutulmuş olsa da, bıraktıkları izler kitaplara, masallara konu olur. İşte Zübeyde Sultan öyle bir kadın.
Harun Reşid’in ismini daha önceleri duymuştum ama Zübeyde Sultan ile ilgili ilk defa bilgi sahibi olmuş oldum kitapta.
O, Halife Harun Reşid’in eşi, Haşimi soyunun ilk valide sultanı Zübeyde ...
O, tek duası ve en büyük imtihanı olan evladı El-Emin için çarpan yüreğiyle bir anne Zübeyde…
O, bir gece gördüğü rüya sonrasında tüm servetini infak eden Zübeyde..
Zübeyde Sultan; soylu oluşu, güzelliği, asaleti, dindarlığı ve zekâsıyla bir dönemin en parlak yıldızıymış desem abartmış olmam sanırım. Ancak onun asıl gölge gibi iz bırakan hikâyesi, sahip olduğu zenginliği değil de o zenginliği ne için ve nasıl kullandığıyla başlıyor. Cemile Ninenin dediği gibi “Bizi biz yapan, bizi öteye taşıyan şu fani dünyada bir gölge bırakmaktır. Gölge; sözlerimiz, evlatlarımız, yaptığımız hayratlar ve belki en saf mânâsı ile bir ağaç dikmektir.”
İşte Zübeyde Sultan da bunu yapmış. Gördüğü bir rüya sonrasında kutsal topraklara suyu ulaştırabilmek için zinetlerini dahi hiç düşünmeden feda etmiş. Tabii bu hedefine ulaşmak o kadar kolay olmamış. İnşirah