İnsan elbette çalışıp çabalar ancak sonuçta Allah'ın takdir etmediği bir imkânı bir mal varlığını elde edemez. Kimse kimsenin rızkını yiyemez. Kimse bir başkası için takdir edilmiş olan hakkı alamaz Bir şeyi çok istediğin halde sen elde edememişsen, demek ki o şey senin için takdir edilmiş değildir. Bir şey senin için takdir edilmişse, bütün dünya bir araya gelse onu elinden alamaz, onu elde etmene engel olamaz.
Lafa geldiğinde hepimiz kul hakkından bahsederiz, başkalarının hakkını çiğnememekten dem vururuz, böyle yapanları görünce öfkemizi belli ederiz. Ancak bizim gerçekten kul hakkına saygılı olup olmadığımız, başkasının hakkını yeme imkân ve fırsatı çıktığında belli olur. Mesela sıra başkasına aitken onun sırasını alıyor musun? Yolda arabanla giderken sıra bekleyen arabaların arasına kaynak yapıyor musun? Çalıştırdığın işçiye ücretini tam ve zamanında veriyor musun? Çalıştığın işyerinde işlerini doğru düzgün yapıyor musun? Öğretmensen derslerine zamanında girip konularını doğru düzgün anlatıyor musun? Kimilerine basit gibi görünen bu durumlar sizin kul hakkına ne kadar önem verdiğinizi ortaya çıkarır.
Çünkü kul hakkı çoğu zaman büyük işlerde değil, gündelik hayatın küçük görünen ama karakteri ele veren ayrıntılarında ortaya çıkar.
Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor: "Dinde sizden üstün olana bakın, dünyalıkta sizden aşağı olana bakın." (Müslim, Zühd, 9)
Yani kendinizi kıyaslayacaksanız kötü olanlarla değil iyi olanlarla kıyaslayın. Böyle yaptığınız takdirde eksikliklerinizi görürsünüz, sizden iyi olan kimseleri örnek alarak onlar gibi olmaya gayret edersiniz. Peki biz ne yapıyoruz? Dünyevi hu- suslarda yukarı, ahlakta aşağı bakıyoruz. Böyle olunca ne gayret etmemiz gereken konularda gayret etme isteği kalıyor ne de sahip olduğumuz nimetlere şükrediyoruz. Oysa iyiliği kötüyle kıyaslayarak değil, Kur'ân'la ölçmek gerekir. Çünkü "Ondan iyiyim," diyen, aslında "Kendimden memnunum," demektedir ve bu da ruhun durduğu yerdir.