"MUSİBET"
"Tek arzum vardı; bir kez olsun sizin gibi yaşabilmek, bir kez olsun sevilebilir bir " şey" olmak gözünüzde.. Üstelik çok da değildi istediğim. Aranızda bir yer bulmak; adına saadet, doymuşluk en azından hoşnutluk denen şeye yakın birkaç zaman geçirmek bana yeter sanırdım. Sırf bu yüzden dayandım zaten. Bir şey gelir ve her şey değişir diye bekledim senelerce."
Bir çocuk… Doğduğu gece uğursuz sayılıp karanlık bir kuyuya atılan, yıllarca kör bir ihtiyarın dizinin dibinde büyüyen, insanların gözlerinden ve kalabalıklardan uzak kalan bir hayat süren bir çocuk.
O, bir ucube mi, yoksa bir mucize miydi?
Eser, bir kahramanlık hikâyesi, insan ruhunun en derinlerine uzanan bir sorgulama. Kahramanımızın bedenine zindan olmuş bir yaşam, kafasının içinde yankılanan sesler ve bir felaketle açığa çıkan sır: İnsanların ruhlarını işitip akıllarını okuyabilme gücü…
Roman, Anadolu’nun kadim ve puslu zamanlarında geçiyor. Dergâhlardan saraylara, dağlardan denizlere uzanan bu büyüleyici yolculuk, bizlere yalnızca mekânsal bir serüven sunmuyor; içsel bir yolculuğun da kapılarını aralıyor.
Kahramanımızın sahip olduğu olağanüstü güç, ona âlemi avucuna alacak kudreti veriyor. Ama asıl mesele, bu gücün nasıl kullanılacağı… İyi ile kötünün, hayal ile gerçeğin, aşk ile nefretin arasında sıkışıp kalan bu yolculuk, insanın kendi içindeki karanlıkla yüzleşmesi gerektiğini hatırlatıyor.
Yusuf, diğer çocuklardan farklı. Onun bakışı, onun duruşu, hatta onun suskunluğu bile başkalarınınkinden ayrılıyor. Bu farklılık kitabın sayfaları ilerledikçe daha net bir şekilde hissediliyor. Yazar, Yusuf karakteri üzerinden yalnızca bir çocuğun değil, aynı zamanda bir kaderin öyküsünü bizlere sunuyor.
Yusuf, yaşlı bir kadının yanında, herkesten ve her şeyden uzak büyüyor. Bu yalnızlık onun