Doğru öğretirseniz, doğru insanlar; yanlış ve uyduruk öğretirseniz, yanlış ve uyduruk insanlar üretirsiniz toplumda!... Böyle yapınca da, doğru öğretilen tarih müsbet, yanlış öğretileni ise menfi tarih olur. Ve ne yazık ki tarihin seyri içinde, insanlara en çok öğretileni, menfi tarih olmuştur. Bünün da bir tek sebebi vardır: Hakim olan rejimi ayakta tutabilme kaygısı ve korkusu!...
Bugün endüstrileşme, sanayileşme, modern çalışma hayatı sebebiyle, toplumsal değişimde en büyük darbeyi alanlar birinci derecede yaşlılarımız, ikinci olarak da çocuklarımızdır. Çocuklarımızla ilgilenemediğimiz gibi yaşlıları da bir köşeye ittiğimiz, onları torunlarından, kendi evlerinden, daha iyi bir hayat sürsünler, huzur evleri onlar için daha iyidir gibi düşüncelerle uzaklaştırdığımız doğru değil mi? Artık dağılmış olan aile bireylerini, yaşlılarının, atalarının etrafından gördüğümüz son an -şayet işimiz gücümüz yoksa- ya ölüm hastalıkları anı ya da mirastan pay almak için zoraki ziyaretler olmadı mı?
Huzur evlerinde büyükler neler diyor; isterseniz onlara bir kulak verelim: “Benim erkek oğlum olmadı. Sadece iki kızım var. Onlar da bana bakmak istemiyorlar. Belki erkek oğlum olsaydı o da bakmayacaktı. Ama eskiden böyle miydi? Eskiden teyzelere, halalara, dayılara, amcalara bile bakılırdı. Bugünün gençleri bırakın onları anne babalarına bile bakmıyorlar.”
Aile değerlerini kaybeden toplumlar özünü kaybeder. Bu yapıyı dinamik ve sağlam tutmanın en güzel yollarından biri, aile bireyleri arasındaki iletişimi diri tutmaktır. Bunun yolu da kalıcı muhabbettir. Nitekim Resûlullah efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde, “Erkek hanımına, hanımı da beyine sevgiyle baktıklarında Cenâb-ı Hak da onlara rahmet nazarıyla bakar. Eşi hanımının elinden tuttuğunda ise her ikisinin günahları parmaklarının arasından dökülür gider” buyurur.